KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2008/7212 E., 2010/2898 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 16 Mart 2010
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
732 kelime·4 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Konya 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 31/03/2008 tarih ve 2007/417-2008/70 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak taraf vekilleri tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 16.03.2010 gününde davacı avukatı ... ile davalı vekilleri Av. ... ve Av. ... geldiler, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatları dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalı şirketlerin müvekkilinden tahsil ettikleri parayı ödememeleri üzerine, davalılar aleyhine Almanya'da Köln Asliye Hukuk Mahkemesine açtıkları alacak davasının kabul ile sonuçlandığını, o mahkemece davalı şirketler vekiline Adalet Bakanlığı aracılığı ile tebliğ işlemleri yapılarak savunma hakkı verildiği halde savunma yapmadıklarını ve davanın gıyapta sürdürülüp bitirildiğini, kararın da aynı usul ile davalılar vekiline tebliğ edildiğini ve kesinleştiğini, tenfiz koşullarının oluştuğunu, tenfiz engeli bulunmadığını ileri sürerek, Köln Asliye Hukuk Mahkemesinin 22 0 694/05 dosya numaralı kararının tenfizini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili, tenfiz koşullarının oluşmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, dosya kapsamına, o mahkemenin gıyapta karar verdiği, dava ve kararın doğrudan posta yolu ile tebliğ edilmesinin davalının savunma hakkını kısıtladığı gibi, esasen MÖHUK'nun 38/c maddesi gereğince kamu düzenine de aykırı olduğu, kaldı ki, MÖHUK'nun 34 ncü maddesi gereğince ortada kesinleşmiş bir karar olduğundan da sözedilemeyeceği de dikkate alındığında davanın reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna varılarak davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, taraf vekilleri temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve tenfiz davaları davalı vekilinin temyizinin aksine eda değil, tespit davası niteliğinde olup, vekalet ücretinin nispi olarak belirlenmemesinde bir usulsüzlük bulunmamasına göre, davalı vekilinin vekalet ücretine ilişkin temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Davacı vekilinin temyizine gelince. Dava, tenfiz istemine ilişkindir.
Davacı vekilinin son oturumda tekrarladığı 31.03.2008 tarihli cevap dilekçesinin ekinde, yabancı mahkemeye açılan o davaya ilişkin dava dilekçesinin 01.06.2006 ve 10.04.2006 tarihinde, mahkeme ilamının 05.10.2006 tarihinde Adalet Bakanlığı aracılığı ile davalı vekiline tebliğ edildiğine, savunma hakkının kısıtlanmadığına ve o ilamın 8.12.2006 tarihinde kesinleştiğine dair belgelerin fotokopilerini dosyaya sunmuş olup, mahkemece bu belgeler değerlendirilmeden, yazılı gerekçeler ile davanın reddine karar verilmiştir.
Mahkemenin doğrudan posta yolu ile tebliğ yoluna gidilmeden o davanın gıyapta görülmesinin savunma hakkını kısıtladığı gerekçesi, anılan belgelere itibar edilmesi halinde dayanaksız kalacak bir gerekçedir. Zira, davalı yan o davaya şayet çağrılmış ise, dava davalı gelmediği için gıyapta görülse dahi savunma hakkının kısıtlanmasından sözedilemeyecektir.
Alman Usul Kanunu’nun davalının kendini savunmadığı durumlarda verilen kararları gıyabi karar olarak nitelemesinin savunma hakkının kısıtlanması anlamına gelmeyecektir. Yine anılan belgelere itibar edilmesi halinde mahkemenin o ilamın kesinleşmediğine yönelik gerekçesi de dayanaksız kalacaktır.
Bu durumda, anılan belgeler değerlendirilmeden davalının savunma hakkının kısıtlandığının ve kararın kesinleşmediğinin kabulü eksik incelemeye dayalıdır.Dosyada tercümesi bulunan Köln Asliye Hukuk Mahkemesi’nin dava konusu kararında,davacının ileri sürdüğü anılan tarihlerin tebligat ve kesinleşme tarihi olarak belirtildiği halde tenfize konu kararın doğrudan posta yolu ile davalıya tebliğ edildiği bu nedenle de usulüne uygun tebliğ edilip kesinleşmiş bir mahkeme ilamı bulunmadığı sonucuna nasıl ulaşıldığı da karar yerinde tartışılmamıştır.
Diğer yandan, mahkemenin tenfiz koşullarından biri olan MÖHUK’nun 38/c maddesi gereğince ilamın kamu düzenine aykırı olduğu gerekçesinin somut kanıtları ve dayanakları açıklanmamış olup, hangi yönlerden kamu düzenine aykırılık sonucuna varıldığı gerekçeden anlaşılamadığı gibi, bununla kastedilenin davalının savunma hakkının kısıtlanması olup olmadığı da gerekçenin yazılış biçiminden de tam olarak anlaşılamamaktadır. Bu durumda, mahkemece MÖHUK’nun 38/c maddesinde yer alan kamu düzenine açıkça aykırılık bulunamamasına ilişkin tenfiz koşulunun üzerinde yeterince durularak, kamu düzenine hangi yönden aykırılık bulunduğunun açıklanması gerekirken, hükmün ve gerekçenin denetime elverişli olmaması nedeni ile de kararın bozulması gerekmiştir.
3- Bozma neden ve şekline göre, davacı vekilinin kamu düzenine aykırık bulunmadığına ilişkin temyiz itirazı ile davalı vekilinin ise kamu düzenine aykırık hallerinin bazı hususlar bakımından gerçekleştiğine ve bunların gerekçede yer alması gerekirken gerekçede gösterilmediğine dair temyiz itirazının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2008/7212, K. 2010/2898, 16 Mart 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama