KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2008/8349 E., 2010/3845 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 6 Nisan 2010
- Mahkemesi
- Ticaret Mahkemesi
Karar Metni
1.013 kelime·5 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada İstanbul Asliye 14.Ticaret Mahkemesi’nce verilen 02.04.2008 tarih ve 2007/235-2008/196 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak davacı vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 06.04.2010 gününde davacı asil ... ile davalı avukatı ... gelip, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatları dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin davalı banka nezdinde bulunan hesabından internet aracılığı ile 15.000 YTL' nın dava dışı ..., yine aynı meblağ kadar paranın dava dışı ...' ın hesaplarına aktarılıp çekildiğini, davalının güvenlik sisteminin yetersizliği nedeniyle kusurlu olduğunu ileri sürerek, 30.000,00 YTL' nın faiziyle birlikte tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacıya cep telefondan ulaşılıp teyit alınması üzerine havalenin ödendiğini, güvenlik seçeneklerine davacının uymadığını ve kullanmadığını, şifresini koruyamayan davacının kusurlu olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, dosya kapsamına ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, dava konusu havalelerin şifrenin tek seferde ve doğru olarak girilmesi ile gerçekleştirildiği, davacının kendiliğinden teyit alınması zorunluluğunu getirmediğinden, davalının teyit alması gerekmediği, davalının güvenlik sistemini davacının kullanmadığı, böylece 3 ncü kişilerin şifreyi ele geçirmesine olanak sağladığı, davacının bu olayda tam kusurlu olduğu, davalının kusurlu olmadığı, davacının şifresini koruyamamasının olayın nedeni olduğu gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava,davalı banka nezdinde açılmış olan hesapta bulunan paranın davacının bilgisi ve izni dışında internet yolu ile yapılan işlemler sonucu dava dışı kişilerin hesabına aktarılıp,çekilmesi nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkin olup, dava konusu havale işleminin gişe işlemi olarak değil, internet ortamı üzerinden elektronik işlem olarak gerçekleştirildiği sabittir.Uyuşmazlık, davalı bankanın yapılan bu işlemden dolayı kısmen yada tamamen sorumlu tutulup tutulamayacağı noktasındadır.
Bankalar yazılı ve sözlü duyurularla halktan faiz veya ivaz karşılığında topladıkları paraları Türk ekonomisinin güçlenmesi doğrultusunda değerlendiren ve aynı zamanda bu mevduatlardan para kazanan kuruluşlardır.Bankalar kendilerine yatırılan paraları mudilere istendiğinde veya belli bir vadede ayni veya misli olarak iade etmekle yükümlüdür (4491 Sayılı Yasa ile değişik 4389 Sayılı Bankalar Kanunu 10/4 ve 5411 Sayılı Bankacılık
Kanunu’nun 61.maddesi). Bu tanımlamaya göre,mevduat sözleşmesi, ağırlıklı olarak esas itibarıyla belli oranda faiz elde etme amacına yöneldiği için ödünç sözleşmesine daha çok yaklaşan, ancak güvenilir bir kurumda parayı muhafaza etme düşüncesi ile vedia sözleşmesini hatırlatan kendine özgü bir sözleşme tipidir.
Mevduata uygulanacak hükümler, ancak kıyas yolu ile ve niteliği uygun düştüğü ölçüde ödünç sözleşmesi hükümleri ve istisnai hallerde vedia sözleşmesi hükümleri olacaktır. Bankalar kendilerine yatırılan paraları mudilere istendiğinde veya belli bir vadede aynen veya misli olarak iade etmekle yükümlüdür. BK'nun 306 ncı ve 307 nci maddeleri uyarınca ödünç alan akdin sonunda ödünç verilen parayı iade ve eğer kararlaştırılmışsa faizi ile birlikte iadeye mecburdur.
Aynı Kanun'un 472/1 nci maddesi uyarınca usulsüz tevdi de paranın nef'i ve hasarı mutlak şekilde saklayana geçtiği için ayrıca açıklamaya gerek kalmadan bu parayı kendi yararına kullanabilir, ancak mudinin istediği zamanda iade ile yükümlüdür. Bu açıdan değerlendirildiğinde, usulsüz işlemle çekilen paralar aslında doğrudan doğruya bankanın zararı niteliğinde olup, mevduat sahibinin bankaya karşı alacağı aynen devam etmektedir.
Usulsüz işlemlerin gerçekleşmesinde ispatlandığı takdirde mevduat sahibinin müterafık kusurundan söz edilebilir ve banka bu kusur oranı üzerinden hesap sahibinin alacağından mahsup talebinde bulunabilir.Bankalar yararlandıkları bu mevduatı hiç bir bahane ile iadeden kaçınamazlar. Bankanın sorumluluğunun doğması için objektif özen yükümlülüğünün ihlali ile meydana gelen zarar arasında uygun illiyet bağının bulunması yeterlidir.
BK'nun 100 ncü maddesi uyarınca banka, yardımcı kişilerin işlerini yaparken verdikleri zararlardan dolayı kusur aranmaksızın sorumlu olur.Aynı Kanun'un 99/2 nci maddesi 100/son maddesindeki sorumluluktan kurtulma imkanı hafif kusurlar için dahi kaldırmaktadır.
Somut olayda da,davacıya ait para, davalı bankaya karşı internet ortamı üzerinden elektronik işlem olarak gerçekleştirilen sahtecilik işlemi ile hesaptan bir başka hesaba havale edilmiş olup, bu durum davalı bankayı aldığı mevduatı iade etme yükümlülüğünden kurtarmayacağı gibi,
ispat yükü kendisinde olan davalı banka,davacıya vermiş olduğu şifre ve parolanın davacının kusuru ile ele geçirildiğini,kişisel bilgileri ve parolayı davacının koruyamadığını,adına havale yapılan ve parayı çeken ve bu nedenle haklarında ceza davası açılan kişilerle davacının beraber hareket ettiğini kanıtlayamamıştır.Davacı müşterinin,şifreyi koruma dışında bir yükümlülüğü bulunmamakta olup,davacının bu yönde müterafik kusurunu kanıtlayamayan davalı,
aldığı mevduatı tam ve eksiksiz olarak iade ile yükümlüdür.Aksi yönde sonuca varan ve davacıya da kusur izafe eden bilirkişi raporlarında dahi olasılık olarak bu sonuca varıldığı bildirilmiştir.Davalı sistemine giren kişilerin oluşturduğu zarar,hesap sahibine yönelik değil,bankaya yönelik oluşturulan bir zarar olup,bu zararı işleyenlere bankanın rücu edebilmesi ya da edememesi,bankanın sorunudur ve mudiyi ilgilendirmemektedir.Davalı bankanın internet bankacılığında kendisinin ve müşterilerinin güvenliğini sağlayacak güvenlik enstrümanlarının kullanılmasını zorunlu kılmayıp,
somut olaydan önce bankanın uygulmasına teknik olarak geçtiği bilirkişi raporunda açıklanan önlemlerin davacının insiyatifine bırakması zararın doğmasında başlıca etken olup, davalı bankanın zarardan sorumlu olduğu açıktır.Bunun yanında, davacıya güvenlik enstrümanlarını kullanmadan işlem yapma yetkisinin davalı banka tarafından verilmiş olması karşısında, bunları kullanmadan işlem yapan davacının meydana gelen zararda müterafik kusuru olduğunun kabulü de mümkün değildir.Sadece davacıya veya yetkili kıldığı kişilere ödeme yapmakla borcundan kurtulması mümkün olan bankanın,
davacı hesabından çekilen paranın tamamından sorumlu tutulması gerekir. Davalı kusurunu oluşturduğu bilirkişi raporunda kabul edilen olgular, objektif özen yükümlülüğünün ihlali ile meydana gelen zarar arasında uygun illiyet bağının kurulmasına yeterli olan olgular olup,BK'nun 100 ncü madde hükmü koşulları oluşmuştur.
Mahkemece, raporda hafif kusur oluşturduğu kabul edilen olgular dahi gözden kaçırılarak, yazılı gerekçelerle davacı tam kusurlu görülmüştür.Davacının güvenlik seçenekleri kapsamında kendisinden teyit alınması zorunluluğunu seçmemesi davanın reddine dayanak yapılan gerekçelerden biri olarak kabulü doğru olmayıp,davalı bankanın internet bankacılığında kendisinin ve müşterilerinin güvenliğini sağlayacak güvenlik enstrümanlarının kullanılmasını zorunlu kılması ve kendisine yapılan usulsüz işlemleri önlemesi kapsamında bunu sağlaması bankanın yararınadır.
Davalı havale öncesi davacıdan telefon ile teyid aldıkları yönündeki savunmasını somut olarak kanıtlayamamış olup,bilirkişi raporunda da bu yönde somut bir kanıtın dosyaya girmediği bildirilmiş,davacı bu savunmaya 28.12.2007 tarihli dilekçesi ile karşı çıkmış ve benimsememiştir.
O halde somut olayda tüm kusur davalı bankada olduğu halde yazılı gerekçelerle davacının tam kusurlu olarak kabul edilmesi doğru görülmemiş olup,davanın bu açıklamalar çerçevesinde ele alınıp,sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken,eksik incelemeye dayalı yazılı şekilde hüküm tesisi bozmayı gerektirmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2008/8349, K. 2010/3845, 6 Nisan 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama