KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2008/8488 E., 2010/3849 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 6 Nisan 2010
- Mahkemesi
- İzmir Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
1.294 kelime·6 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada İzmir Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 22.01.2008 tarih ve 2007/104-2008/7 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak davacı vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 06.04.2010 gününde davacı avukatı ... ile davalı avukatı ... gelip, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatları dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin “TACAR+Şekil” markasını 04.01.1978 tarihinden Fiberglass deniz tekneleri emtiası için tescil ettirip yenilemek suretiyle halen kullandığını, markanın tanınmış marka olduğunu, davalı şirketin ticaret unvanı içerisinde “TACAR” kelimesinin bulunduğunu, aynı sektörde iş yapan davalı şirketin iltibas yaratan bu kullanımının marka hakkına tecavüz oluşturduğunu, Naviga Dergisi’nin 2005 yılı Aralık sayısında “TACAR TİCARET” olarak davalının tekne reklamını verdiğini, 2005 yılında “Boat Show Fuarı”na katılan davalının “TACAR” ibaresini ön plana çıkardığını,
"www.tacartrade.com" internet adresi kullanan davalının tanıtım ve reklam yaptığını ileri sürerek, davalının anılan kullanımlarının davacı markası ile iltibasa neden olduğunun ve haksız rekabet ve marka hakkına tecavüz oluşturduğunun tespiti ile tecavüzün önlenmesini, ürünlere ve tanıtım vasıtalarına el konulmasını, davalının unvanının tamamının sicilden terkinini, internet sitesinin yayından kaldırılmasını talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin ticaret unvanını tescil ettirdiği gibi kullandığını, “TACAR” soyadının kullanılmasından dolayı bu ibarenin seçildiğini, tekne üretmediklerini, İtalyan Cranchi marka motoryatların pazarlamasını yaptıklarını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, dosya kapsamına ve toplanan kanıtlara göre, “Naviya” adlı dergide tüketiciye çeşitli ürünlerin üretici firmalara ve ürünlerin teknik özelliklerineilişkin bilgilerinin sunulduğu, marka ile tanıtım amacı taşımadığı, “TACAR TİCARET” kısaltması ile üreticinin unvanına yer verildiği, dergideki ürünlerin yerleşiminde davalının katkısının bulunmadığını derginin cevaben bildirdiği, bu kullanımın markaya tecavüz oluşturmadığı, markasal olarak kullanmadıkça davalının unvan tescilinin korunacağı, tüketici kesiminin bilinçli olduğu, iltibas oluşturmayacağı, davacı markasının şekil ile beraber oluşturduğu kompozisyonun korunduğu,
davalı kullanımının davacının şekil ve koligrafik özelliklerini taşımadığı, marka ve unvan kullanımının ayrı ayrı koruma altında olduğu, davalı şirket ortaklarının soyadından esinlenerek “TACAR” ibaresinin seçildiği, kötüniyetli bir kullanımın bulunmadığı, “TACAR TİCARET ANTALYA” ve “TACAR TİCARET Ltd.Şti.
ANTALYA” ibarelerinde temel amacın marka reklamı olmayacağı, firmanın kimlik ve yerinin amaçlandığı, davacı markasındaki şekil ve yazı sitilinin kullanılmadığı, markasal kullanıma ilişkin bilirkişi görüşüne itibar edilmediği, davalı unvanının tescil edildiği 1997 yılından davanın açıldığı 2006 yılına kadar davacının sessiz kaldığı, davalının aynı sektöre 1984 yılında girmesinden itibaren davacının dar olan sektör nedeniyle davalıyı bilmemesinin mümkün olmadığı,
internet site adının da kimlik ve yer belirtmesi karşısında markasal kullanım sayılmayacağı, unvanın ilk kelimesi ile İngilizcede ticaret anlamına gelen kelimeden oluşan site adını davalının erken davranıp bu şekilde belirlemesinin hukuka aykırı olmadığı, her iki tarafın tescilli kullanımlarının hukuka uygun olduğu gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Dava, davalının tescilli unvanı içerisinde geçen “TACAR” ibaresinin davacının tescilli markası olduğu, davalının unvanını tescil ettirdiği şekilde kullanmadığı, anılan ibareyi öne çıkartarak marka gibi kullanması suretiyle marka hakkına tecavüz ettiği iddiasına dayalı olarak davalı unvanının terkinine, davacı markasına tecavüzün tespit ve önlenmesine ve diğer fer’i istemlere ilişkindir.
Her ne kadar mahkemece davalının ticaret unvanı kullanımının yasal olduğu davacı markasının tecavüz olmadığı sonucuna varılmış ise de, davacın unvanının tescil ettirdiği şekilde unvan olarak kullanmamış, kullanımlarında davacının tescilli markası ön plana çıkartılmış ve vurgulanmış olduğundan, davalının unvanını tescil ettirdiği şekilde kullanmadığının ve davacının markasından yararlanmak amacıyla markasal olarak kullanma arzusunda olduğunun kabulü gerekir.
Hükme esas alınmayan bilirkişi raporunda açıklandığı üzere, 556 sayılı KHK’nın 9 ncu maddesini davalı ihlal etmiş olup, 61/a bendinde yer alan marka tecavüz hali gerçekleşmiştir. “Naviga” dergisinde de “TACAR” ibaresi ön plana çıkartılarak ve büyük harflerle yazılmak suretiyle davacının marka hakkına tecavüz edilmiştir.
Unvanını kısaltarak kullanan davalının amacının davacı markasından yararlanmak olmadığı, dergide amacın ürünlerin teknik özelliklerine ve bunların firmalarını tanıtmak, markayı öne çıkartmak olmadığı söylenemez.
Dergideki ürünlerin yerleşim biçimine davalının katkısı ve talebi olmadığına yönelik Dergi’nin verdiği cevap, davalının bu kullanıma onay vermesi ve karşı çıkmayarak benimsemesi karşısında, davalı eylemini markaya tecavüz olmaktan çıkaramaz, iltibas oluşmuş olup, en azından iltibas olasılığı mevcuttur.
Davacı markasının şekil ile beraber oluşturduğu kompozisyonun korunduğu, davalı kullanımının markanın şekil ve koligrafik unsurlarını taşımadığı gerekçesinde de isabet bulunmamaktadır. Baskın unsur ve vurgu “TACAR” ibaresi üzerinde toplanmış olup, bunun ön plana çıkartılmış olması, marka tecavüz edilmesi bakımından yeterlidir.
Davalının kart vizit üzerindeki kullanımı, fuar standındaki kullanım şekilleri, Dergi’deki kullanım tarzı, Bakırköy Sulh Hukuk Mahkemesi’nde belirlenen kullanım, internet site adındaki kullanım ve hazırlık dosyasında belirlenen kullanım şekilleri davacının marka hakkına tecavüz oluşturmaktadır.
Diğer yandan, davalının unvan tescilinin yapıldığı 1997 yılından davanın açıldığı 2006 yılına kadar davacının sessiz kaldığına ve davacının hak kaybına uğradığına ilişkin gerekçe dahi ilke bakımından hatalı olmuştur. Zira, bu sürenin unvan tescilinden değil, davalının unvanını tescil ettirdiği şekilde kullanmayıp, marka hakkına tecavüz oluşturan kullanım şekillerini davacının öğrendiği tarihten başlatılması gerekir.
Davacı marka hakkına tecavüz edildiğini ilk kez Naviga Dergisi’nin2005 Aralık sayısı ile ve 2005 Aralık ayında yapılan Boat Show Fuarı’ndaki kullanım şekli ile öğrendiğini ileri sürmüş olup, dava dilekçesine ekli deliller bu iddiayı doğrulamaktadır.
Ne var ki, davalının dayandığı deliller arasında davacının Bakırköy Sulh Hukuk Mahkemesi’nden istediği delil tespitine ilişkin dayandığı dosya kapsamına göre, davacı yan, 25.11.2004 tarihinde kaleme alıp, 18.02.2005 tarihinde havale ettirdiği dilekçesi üzerine aynı gün gidilen fuarda davalının kullandığı belgeler, broşürler, kartvizit örnekleri alınıp, tespit dosyasına konulmuştur.
Tespit talebinde davalının standında “TACAR” ibaresini büyük harflerle kullandığına ilişkin stand fotoğrafını ekleyen davacı, davalının markasal kullanımını 11.02.2005 tarihinde çektiği fotoğraf ile öğrenmiş olup, fuar Şubat 2005 içerisinde yapılmıştır.
Yine davalının dayandığı 2005/74371 Hazırlık sayılı Savcılık dosyasına, davacının şikayet dilekçesi Aralık 2005 içerisinde verilmiş ve bunun üzerine verilen arama kararı çerçevesinde 25.12.2005 günü yapılan diğer bir Boat Show Fuarı’ndaki davalının markasal kullanım şekilleri tespit edilmiş ve tutanağa bağlanmıştır. Şikayet dilekçesinde davacı, davalının 2004 yılında yapılan diğer bir Boat Show Fuarı’nda da markasal kullanımda bulunduğunu ileri sürmüştür.
Bu durumda, davacı en erken 2004 yılında (dilekçede ayı belirtilmeyen) yapılan fuar ile markasal kullanımı öğrenmiştir. Davalının ve davacı yanın dayandığı fuar stand yerleşim alanlarında davacının firmasına yer verilmemiştir.
Davalının ilk kez temyize cevap ekinde sunduğu onur plaketinde 1993 yılından beri davalının Boat Show Fuarlarına katıldığı belirtilmiş olup, bu fuarlarda davacının katılımcı olarak yer aldığının, fuarı düzenleyen firma kayıtları ile belirli olduğu, davacının 2005 yılında davalı kullanımını bildiğine ilişkin iddiasının inandırıcı olmadığı savunulmuştur.
Temyize cevaba ekli katılımcı 2002 fuar firma listesinde davacı firması yer almamakta olup, davalının 2001, 2002, 2003, 2005 yılı fuarlarında katılımcı olarak yer aldığına ilişkin deliller de eklenmiş, bu fuarları bilen davacının davalının kullanım şekillerini öğrendiğinin kabulü gerektiği savunulmuştur. Mahkemece, davalı şirketin 1997 tarihli unvan tescili öncesinde de 1984 yılından beri aynı sektörde davalının faaliyet yaptığı gerekçesi dahi isabetli değildir.
1986 yılındaki unvan tescili davalı şirketin değil ortağı... ...’ın olup, 1958 ve 1981 yılı unvan tescilleri ise...’in babasının unvan tescilleridir. Dar olan aynı sektör nedeniyle davacının davalı şirketin varlığını bilmesi gerekmesi ile markasal kullanım şekillerini davacının bilmesi farklı olup, markasal kullanım şekillerini öğrenmesi ile sessiz kalma süresi başlar.
Davalı, davacının öğrenme tarihini kanıt yükü altında olup, davacının ve davalının tüm delillerinin davacının öğrenme tarihi bakımından ele alınıp tartışılması ve sessiz kalma ile hak kaybı olgusunun buna göre saptanması gerekmektedir.
Bu durumda, davanın bu açıklamalar ve ilkeler çerçevesinde ele alınıp sonuçlandırılması gerekirken, somut olayın özelliklerine ve delil durumuna uymayan yazılı gerekçelere ve hukuki yanılgıya dayalı yazılı şekilde eksik inceleme ile hüküm tesisi doğru olmamıştır.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2008/8488, K. 2010/3849, 6 Nisan 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama