KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2008/8694 E., 2010/4292 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 21 Nisan 2010
- Mahkemesi
- Ticaret Mahkemesi
Karar Metni
849 kelime·4 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 11.Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 27.09.2007 tarih ve 2005/353 - 2007/526 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak taraf vekilleri tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 13.04.2010 gününde davacı avukatı ... gelip, davalı avukatı tebligata rağmen gelmediğinden, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatı dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin davalı bankanın Bebek Şubesi'nde bulunan hesabından internet bankacılığı aracılığıyla 28.10.2004 tarihinde ... isimli şahsa (22.900.000.000.-) TL, yine 28.10.2004 tarihinde ... isimli şahsa (19.000.000.000.-) TL olmak üzere toplam (41.900.000.000.-) TL'nın bilgi ve rızası dışında tanımadığı şahıslara havale edildiğini, davalı bankanın internet üzerinden yapılan işlemlere üçüncü şahısların müdahalesini önlemek için gerekli teknolojik tedbirleri alması gerekirken bunu yapmamakla meydana gelen zarardan unsurlu olduğunu ileri sürerek, (41.900.000.000.-) TL davacı zararının zararın oluşma tarihinden itibaren işleyecek en yüksek reeskont faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verimesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacı tarafın şikayetine konu işlemlerin bizzat davasının kendi MBB (Müşteri) numarası, kullanıcı kodu, şifresi ve havale/eft işlemlerinde kullanılan parolasının kullanılması sonucunda gerçekleştirildiğini, müvekkili bankanın tüm dosyada bilinen ve uygulanan güvenli bir internet şubeciliği sistemine sahip olduğunu, davacının zararın oluşmasına kendisinin sebep olduğu ve ağır kusurlu bulunduğunun açık olduğunu belirterek davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, dosyadaki kanıtlar ve bilirkişi raporlarına göre, davacı hesabındaki dava konusu işlemlerin davacı kişisel bilgileri kullanarak gerçekleştirildiğinin sabit olduğu, Bankacılık Hizmet Sözleşmesi'nin 114 ve 115. maddelerine göre müşteri bilgilerinin özenle saklanması ve üçüncü kişilerin eline geçmesini önleme bakımından gerekli dikkat ve özeni göstermeyi üstlenip, aksi takdirde bu işlemlerin sonuçlarından da kendisinin sorumlu olacağını kabul ettiği,
özen ve güven kurumları olan bankalar için üçüncü şahıslar tarafından gerçekleştirilen işlemlerde sorumluluğun sırf bu nedenle ve olay özellikleri dikkate alınmadan bankalara yüklenmesi sorumluluğun sadece bankaya düşen yükümlülüklerin ihlalinden doğduğu kanıtlanmadıkça yerinde olmayacağı, davalı bankanın doğru kişiye hesap açma ve doğru kişiye ödeme yapma sorumluluğunun varlığının tartışmasız olduğu, bu kişilere davalı banka tarafından bankacılık teamülleri ve kurallarına uygun şekilde hesap açılmadığı ve bankamatik kartı verilirken de gerekli özenin gösterilmediği,
bunun yanında bankanın hesap tanımlama ve kısıtlama, IP kısıtlama, tanımlama ve para çıkış işlemlerinde SMS ile işlem şifresi bildirme ya da tek kullanımlık şifre uygulamalarının sisteme dahil edilmediği, yine sistemin üyelik aşamasında müşteri tarafından belirlenerek bankaya verilen paraların internet üzerinden değişimine izin verildiği,
bu durumda tarafların sonuçta eşit oranda kusurlu bulundukları gerekçeleriyle davanın kısmen kabulü ile bloke edilen tutar dışında başka hesaplara intikal edilip alınan 31.259,00 YTL'nın eşit kusur dikkate alınarak 15.627,50 YTL ile bloke edilen (10.645,96) YTL'nın toplamı 26.273,46 YTL'nın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.
Karar, taraf vekillerince temyiz edilmiştir. 1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir. 2-Dava, davalı banka nezdinde açılmış olan hesapta bulunan paranın davacının bilgisi ve izni dışında internet yolu ile yapılan işlemler sonucu çekilmesi suretiyle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir.
Bankalar kendilerine yatırılan paraları mudilere istendiğinde veya belli bir vadede ayni veya misli olarak iade etmekle yükümlüdür (4491 sayılı Yasa ile değişik 4389 sayılı Bankalar Kanunu'nun 10/4 ve 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 61.maddesi). Bu tanımlamaya göre, mevduat ödünç ile usulsüz tevdi sözleşmelerinin niteliklerini taşıyan kendine özgü bir sözleşmedir.
BK'nun 306 ve 307. maddeleri uyarınca ödünç alan, akdin sonunda ödünç verilen parayı eğer kararlaştırılmışsa faizi ile iadeye mecburdur. Aynı Yasa’nın 472/1. maddesi uyarınca usulsüz tevdide paranın nef’i ve hasarı mutlak şekilde saklayana geçtiği için ayrıca açıklamaya gerek kalmadan saklayan bu parayı kendi yararına kullanabilir.
Bu açıdan değerlendirildiğinde, usulsüz işlemle çekilen paralar aslında doğrudan doğruya bankanın zararı niteliğinde olup, mevduat sahibinin bankaya karşı alacağı aynen devam etmektedir. Usulsüz işlemlerin gerçekleşmesinde ispatlandığı takdirde mevduat sahibinin müterafık kusurundan söz edilebilir ve banka bu kusur oranı üzerinden hesap sahibinin alacağından mahsup talebinde bulunabilir.
Somut olayda mahkeme, davacıyı meydana gelen zararda eşit oranda kusurlu olarak kabul etmiştir. Oysa davacıya ait para, davalı bankaya karşı gerçekleştirilen sahtecilik işlemi ile hesaptan bir başka hesaba havale edilmiş olup, bu durum davalı bankayı aldığı mevduatı iade etme yükümlülüğünden kurtarmayacağı gibi ispat yükü kendisinde olan davalı banka davacının şifre ve parolasının davacının kusuru ile ele geçirildiğini kanıtlayamamıştır. Davalı bankanın internet bankacılığında kendisinin ve müşterilerinin güvenliğini sağlayacak güvenlik enstrümanlarını yeterince almamış olması zararın doğmasında başlıca etken olup, davalı bankanın zarardan sorumlu olduğu açıktır.
Bunun yanında, somut gerekçeleri ortaya konulmaksızın davacının meydana gelen zararda müterafik kusuru olduğunun kabulü de mümkün değildir.
O halde somut olayda tüm kusur davalı bankada olduğu halde yazılı gerekçelerle tarafların birlikte kusurlu olarak kabul edilmesi doğru görülmemiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2008/8694, K. 2010/4292, 21 Nisan 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama