KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2009/1114 E., 2010/12345 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 2 Aralık 2010
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
614 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Yozgat 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 29.04.2008 tarih ve 2007/624-2008/208 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak davacılar vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 30.11.2010 gününde davacılar avukatı .... ile davalılar avukatı .. gelip, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatları dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacılar vekili, davalı şirketin müvekkillerinden tahsil ettiği paranın ödenmemesi üzerine müvekkillerinin davalı şirket aleyhine Siegen Asliye Mahkemesinde alacak davası açtıklarını, 03.05.2006 tarihinde mahkemece davanın kabulüne karar verildiğini, 3.517,69 Euro anaparanın 17.11.2005 tarihinden itibaren % 5 faizi ile birlikte davacı ... ...’a, 54.708,23 Euro anaparanın da 17.11.2005 tarihinden itibaren %5 faizi ile birlikte davacı ... ...’a , yargılama masrafları olan 4.836,02 Euro'nun da 19.05.2006 tarihinden itibaren % 5 faizi ile birlikte müvekkillerine ödenmesine karar verildiğini,
mahkeme kararının 22.01.2007 tarihinde kesinleştiğini ileri sürerek, Siegen Asliye Mahkemesi tarafından verilen 2O 251/05 sayılı kararın ve masraf tespitine ilişkin ek kararın tenfizine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, davanın yasal dayanağının 5718 sayılı yasanın 54.maddesi olduğu, Türkiye ile Almanya arasında karşılıklılık şartı konusunda bir ihtilaf bulunmadığı, fiili karşılıklılık oluştuğunun da bilindiği, dosyaya ibraz edilen belgelere göre, davacılardan Neriman’ın davalı şirkette 20 adet, davacı ...’nin ise davalı şirkette 221 adet hissesi bulunduğu, böyle bir davada yetkili mahkemenin HMUK.nun 17. maddesi gereğince Yozgat Mahkemeleri olduğu, Türk Mahkemelerinin kesin yetkili olduğu, ayrıca ibraz edilen tenfiz kararının gıyapta verildiğinin belirtildiği, bu suretle davalıya savunma imkanı tanınmadığı, tenfizi talep edilen karar için yasal şartlar oluşmadığı sonucuna varılarak, davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Davacı vekili, davalı hakkında Alman Mahkemesi’nce verilen kararın tenfizine karar verilmesini istemiştir.
Dava tarihinde yürürlükte bulunan 2675 sayılı MÖHUK.’nun 34/1. maddesi hükmüne göre, yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilamların Türkiye’de icra olunabilmesi, yetkili Türk Mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlıdır. Tenfizin şartları ise aynı Yasa’nın 38. maddesinde düzenlenmiştir.
Bunlar, Türkiye Cumhuriyeti ile ilamın verildiği devlet arasında mütekabiliyet esasına dayanan bir anlaşma veya o devlette Türk Mahkemeleri’nden verilmiş ilamların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiili uygulamanın bulunması, ilamın Türk Mahkemeleri’nin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması, hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması, kendisine karşı tenfiz istenen tarafın savunma hakkına ilişkin usulü işlemlere uyulmuş olması, Türklerin kişi hallerine ilişkin davalarda Türk kanunlar ihtilafı kaidelerinin gösterdiği hukukun uygulanmış olmasıdır.
1965 tarihli Hukukî ve Ticarî Konularda Adlî ve Gayrı Adlî Belgelerin Yabancı Memleketlerde Tebliğine Dair Lahey Sözleşmesi’nde, sözleşmeye taraf olan ülkeler arasında yapılacak tebligatların hangi makam tarafından ve hangi usul çerçevesinde yerine getirileceği belirlenmiş olup, hem Türkiye Cumhuriyeti hem de Almanya anılan sözleşmeye taraftır.
Tenfizi istenen kararın bu usule uygun şekilde tebliğ edilmemiş olması halinde kesinleşmeyeceği, 2675 sayılı MÖHUK.’nun 34. maddesi uyarınca ortada kesinleşmiş bir kararın olmaması halinde ise tenfiz isteminde bulunulamayacağı açıktır. Tenfizi istenen kararın tercümesinden; dava dilekçesinin 17.11.2005 tarihinde adli yardımlaşma yolu ile davalıya tebliğ edildiği, ancak gerekçeli kararın 25.05.2006 tarihinde posta yolu ile tebliğ edildiği anlaşılmaktadır.
Buna göre tenfizi istenen kararın henüz kesinleşmemesi karşısında, mahkemece bu gerekçe ile davanın reddedilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle reddi doğru değil ise de, sonucu itibariyle doğru olan hükmün değişik gerekçe ile onanmasına karar vermek gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2009/1114, K. 2010/12345, 2 Aralık 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama