KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2009/12515 E., 2011/5034 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 26 Nisan 2011
- Mahkemesi
- Sulh Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
437 kelime·2 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 3. Sulh Hukuk Mahkemesi’nce verilen 10.06.2009 tarih ve 2008/359-2009/684 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin davalı bankada hesabı bulunduğunu, müvekkilinin internet şifresinin kırılarak hesabından 4.850 TL'nin çekildiğini, davalı bankanın elektronik bankacılık hizmeti için yeterli güvenliği sağlayamaması ve sistemi koruyacak gerekli tedbirleri almaması nedeniyle müvekkilinin zarara uğramasına sebebiyet verdiğini ileri sürerek, 4.850,00 TL’nin 15.01.2007 tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın sebepsiz zenginleşmeye dayalı alacak davası olması nedeniyle müvekkiline husumet yöneltilemeyeceğini, davacının kendi kusurlu davranışı ile zarara sebebiyet verdiğini, müvekkilinin zararın meydana gelmesinde kusurunun olmadığını, gerekli güvenlik önlemlerini aldığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, dava konusu zararın davacının şifrelerinin çalınmasından kaynaklandığı, davacı şifresinin davalı banka sisteminden çalınmadığı, davalı bankanın davaya konu zararın meydana gelmesini engellemek için alabileceği ek bir teknolojik önlemin olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, davalı banka nezdinde açılmış olan hesapta bulunan paranın davacının bilgisi ve izni dışında internet yolu ile yapılan işlemler sonucu çekilmesi suretiyle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir.
Bankalar kendilerine yatırılan paraları mudilere istendiğinde veya belli bir vadede ayni veya misli olarak iade etmekle yükümlüdür (4491 sayılı Yasa ile değişik 4389 sayılı Bankalar Kanunu'nun 10/4 ve 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 61.maddesi). Bu tanımlamaya göre, mevduat ödünç ile usulsüz tevdi sözleşmelerinin niteliklerini taşıyan kendine özgü bir sözleşmedir.
BK'nun 306 ve 307. maddeleri uyarınca ödünç alan, akdin sonunda ödünç verilen parayı eğer kararlaştırılmışsa faizi ile iadeye mecburdur. Aynı Yasa’nın 372/1. maddesi uyarınca usulsüz tevdide paranın nef’i ve hasarı mutlak şekilde saklayana geçtiği için ayrıca açıklamaya gerek kalmadan saklayan bu parayı kendi yararına kullanabilir.
Bu açıdan değerlendirildiğinde, usulsüz işlemle çekilen paralar aslında doğrudan doğruya bankanın zararı niteliğinde olup, mevduat sahibinin bankaya karşı alacağı aynen devam etmektedir. Usulsüz işlemlerin gerçekleşmesinde ispatlandığı takdirde mevduat sahibinin müterafık kusurundan söz edilebilir ve banka bu kusur oranı üzerinden hesap sahibinin alacağından mahsup talebinde bulunabilir.
Somut olayda, davalı banka davacıya vermiş olduğu şifre ve parolanın davacının kusuru ile ele geçirildiğini kanıtlayamamıştır. Tüm kusur davalı bankada olduğu halde yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2009/12515, K. 2011/5034, 26 Nisan 2011 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama