KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2009/12973 E., 2011/14792 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 1 Kasım 2011
- Mahkemesi
- Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
811 kelime·4 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Ankara 3.Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 17.03.2009 tarih ve 2006/288 - 2009/56 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak davacı vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 25.10.2011 gününde davacı avukatı .... ile davalı Özlider Plastik ve Metal San.Tic.A.Ş. avukatı ....gelip, diğer davalı TPE Başkanlığı avukatı tebligata rağmen duruşmaya gelmediğinden, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatları dinlenildikten sonra,
duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin tanınmış "TİMSAH ŞEKLİ" markalarının sahibi olduğunu, davalı şirketin diğer davalıya yaptığı "CROCODİLE" ibareli marka tescil başvurusuna müvekkili tarafından yapılan itirazların iltibasa yol açacak derecede benzer olmadığı gerekçesiyle en son YİDK tarafından reddedildiğini, oysa "CROCODİLE" ibaresinin müvekkili markalarıyla iltibas oluşturduğunu, davalının müvekkiline ait markaların tanınmışlığından yararlanma amacında olduğunu ileri sürerek, TPE YİDK'nun 2005-M-2137 sayılı kararının iptaline, davalı şirket marka başvurusunun reddine, tescili halinde markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı TPE vekili, davalı başvurusu ile davacı markalarının benzer olmadığını, "Crocodile" kelimesinin ülkemizde bilinirliğinin düşük olduğunu, ortalama tüketiciler tarafından karıştırılmayacağını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Davalı şirket vekili, müvekkilinin plastik ve metal sektöründe faaliyet gösterdiğini, davacıya ait markalar ile davacı markalarının tüketiciler tarafından karıştırılma ihtimalinin bulunmadığını, zira faaliyet konularının da farklı olduğunu belirterek, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, toplanan kanıtlara ve bilirkişi raporuna göre, davacı markalarının kapsamındaki mal/hizmetler ile davalı başvurusunun kapsamındaki malların örtüşmediği, aynı sınıf içerisinde dahi bulunmadığı, davacı markasının tanınmış marka olmasının her koşulda ve başvuru kapsamındaki tüm mal ve hizmetler yönünden kendiliğinden bir tescil engeli olarak görülemeyeceği, 556 sayılı KHK'nin 7 ve 8. maddelerinde belirlenen tescil engellerinin bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, TPE YİDK'nun kararının iptali, davalı şirket marka başvurusunun reddi, tescili halinde hükümsüzlüğü istemine ilişkin olup, tanınmış markanın aynısı veya benzerinin farklı mal ve hizmetlerde kullanılması bazı hallerde tanınmış markanın itibarına zarar verebilir. Aynı tür mal veya hizmette kullanılmamasına rağmen, tanınmış markanın garanti (güven) ve/veya reklam gücünden yararlanılarak tanınmış markanın itibarına zarar verilir.
Markanın birden çok farklı markada kullanılması tanınmış markanın gücünün ve etkileme alanının azalmasına sebebiyet verebilir. Buna markanın sulanması (dilution) denir. Tanınmış marka tüketicinin gözünde malın veya hizmetin kaynağını belirtir. Markanın bu reklam gücü ve tüketici nezdinde oluşturduğu güven, malın satılmasında en önemli etkendir. Olayların büyük çoğunluğunda tanınmış marka ile markayı üreten firma, tüketici veya alıcıların gözünde özdeşleşir.
Tanınmış markanın farklı mallarda kullanılması halinde tüketici bildiği ve güvendiği markayı üreten firmanın farklı alanlarda da üretim veya pazarlama yaptığını düşünür. Bu zihinsel bağlantı markaya odaklanan tüketicinin ilgisini dağıtabilir. Farklı mal veya hizmetlerde kullanılan markalar tanınmış markaya nazaran düşük kalitede ise, bundan tanınmış marka da zarar görebilir. Bu şekilde, marka itibarını yitirebilir veya en azından itibarı erezyona uğrar.
Tanınmış markanın farklı mallar üzerinde, esas markanın imajını kötüleyici biçimde ve tüketicinin ondan uzaklaşmasına yol açacak şekilde kullanılması da mümkündür (Yasaman, Marka Hukuku, Cilt 1, Ekim 2004, sh. 414,417).
Somut olayda, davalı şirketin "Crocodile+şekil" ibaresini 11, 20, 21 ve 24. sınıflarda yer alan mal ve hizmetlerde kullanılmak üzere marka olarak tescili istemiyle davalı TPE'ne başvuruda bulunduğu, başvurudan 24. sınıftaki malların re'sen çıkartıldığı, kalan 11, 20 ve 21. sınıflardaki mal ve hizmetlere ilişkin başvurunun ilanı üzerine davacı şirketin tanınmış "Timsah şekli" markası nedeniyle itirazda bulunduğu, ancak nihai olarak itirazın reddedildiği anlaşılmakta olup, esasen davacının tanınmış “TİMSAH ŞEKLİ” markası ile davalı başvurusu “CROCODİLE” ibaresinin benzer olduğu mahkemenin kabulündedir.
Uyuşmazlık, davalı markasının farklı mal ve hizmetlerde kullanılmasının davacının tanınmış markasının itibarına zarar verip vermeyeceği noktasında toplanmakta olup, mahkemece, yazılı gerekçelerle davacının tanınmış markasına zarar vermeyeceği sonucuna varılarak yazılı şekilde hüküm tesis edilmiştir.
Oysa,"Crocodile" sözcüğünün İngilizce'de "timsah" anlamına geldiği ve ülkemizde de ortalama tüketici tarafından da bu hususun bilindiği kuşkusuz olup, davacının "TİMSAH ŞEKLİ" markasının özellikle giyim sektöründe çok tanınmış olması karşısında davalı markasının emtia listesindeki mal ve hizmetler farklı türden olsa bile "CROCODİLE" ibareli davalı başvurusunun, tescili istenilen mal ve hizmet sınıfında davacı markası aleyhine haksız bir yarar sağlayacağı, markasının itibarına zarar verebileceği veya ayırt edici karakterini
zedelemesine imkan verebileceğinin kabulü gerekir. Başka bir deyişle, örtüşen veya benzer olan emtia grubu olmasa bile davacının tanınmış markası ile iltibas oluşturan benzerinin marka olarak tescili halinde tanınmış markanın itibarından davalı marka sahibinin haksız şekilde faydalanma imkanı bulacağı, ürettiği ürünlerle tanınmış markanın itibarını zedeleyeceği, ayırt edici niteliğine zarar verebileceği ve sulandıracağı kuşkusuzdur.
Bu durumda, mahkemece, davanın yukarıda belli edilen ilkeler çerçevesinde ele alınması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yanlış ilkeden hareketle yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün davacı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2009/12973, K. 2011/14792, 1 Kasım 2011 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama