KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2009/2631 E., 2010/12614 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 7 Aralık 2010
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
789 kelime·4 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Polatlı 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 25.09.2008 tarih ve 2007/942-2008/782 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak davacılar vekili ile davalılardan banka vekili tarafından istenmiş olmakla, bazı noksanlıkların ikmali için dosya mahalline gönderilmişti.
Bu noksanlıkların giderilerek dosyanın gönderildiği anlaşılmakla, duruşma için belirlenen 07.12.2010 gününde davacılar avukatı ... ile davalı avukatı ... gelip, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatları dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı.
Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacılar vekili, müvekkillerinin 2002 yılından bu yana davalılardan bankanın Polatlı Şubesi müşterileri iken, banka çalışanı diğer davalının davacıların hesaplarından muhtelif tarihlerde çektiği paralardan 30.07.2007 günü haberleri olduğunu, bu davalının Savcılık ifadesinde paraları elden alıp, davacıların hesabına yatırdıktan sonra, daha önce aldığı para çekme dekontları çektiğini ikrar ettiğini, toplam 15 müşterinin paralarının zimmete geçirdiğini, daha öncede bu tür eylemleri saptanan bu davalıyı bankanın ısrarla çalıştırmaya devam ettiğini, adam seçmede bankanın kusurlu olduğunu ileri sürerek, 540.000,00 TL’nın faiziyle tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı banka vekili, davacı ...’ın davalı çalışanı ile olan yakın ilişkisinin sonuçlarına katlanması gerektiğini, 5,5 yıl boyunca hesap cüzdanı ve hesap mutabakatı almamasının ve hesap içeriğini bilmemesinin mümkün olmadığını, havale, eft ve çek işlemleri yapılan bir hesaptan 5,5 yıl boyunca haberdar olmamasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, boş tediye dekontlarını imzalayıp veren davacıların basiretsiz davrandığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Diğer davalı davaya yanıt vermemiştir.
Mahkemece, dosya kapsamına ve benimsenen bilirkişi ve teftiş raporlarına göre, davacı imzasını taşımayan veya imzasız dekontlarla para çıkışı yapıldığı, davacının bankaya gitmeyerek, banka çalışanı davalı ...’e güven duyarak bir çok işlemin yapılmasını ona bıraktığı, bankanın aldığı ya da olabileceği tüm özlemlere rağmen bu sonucun ortaya çıkmasının kaçınılmaz olduğu, bankanın adam çalıştıran sıfatıyla kusursuz sorumluluğu yanında davacının da zarar doğmasında yarı oranında kusurlu olduğu gerekçesiyle, davacının kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili ile davalılardan banka vekili temyiz etmiştir.
1- Dava, davacının davalılardan banka nezdindeki hesabındaki parasını diğer davalı çalışanın zimmete geçirdiği iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkindir.
Davalılardan ...’ın asaleten ve diğer davacı şirketi temsilen verdiği vekaletnamelere dayalı olarak işbu dava açılmış ve “davacıların hesaplarından” yapılan zimmet iddiası ile dava öncesi ihtarname gönderilmiş ve tahsil isteminde bulunulmuştur. Hükme esas bilirkişi raporunda da, ...’ın ve şirketin ayrı hesapları üzerinden yapılan hesap hareketlerine yer verilmiştir.
Gerekçede ve hüküm fıkrasında ise “tekil” ifade kullanılmış ve mahkemenin hangi davacı ile ilgili yargılama yaptığı ve hüküm kurduğu anlaşılamamaktadır. Hükme esas bilirkişi raporunda 84 adet fiş ile hesap sahibinin iradesi dışında başkalarına ödeme yapıldığı bildirilen hesap 3056774 nolu olup, bu hesap banka teftiş raporunda ...’ın kişisel hesabına ilişkindir.
Ne var ki, davacı ...’ın bu hesabından 485, davacı şirketin hesabından ise 83 adet dekontla işlem yapıldığı teftiş raporundan anlaşılmaktadır.
Bu durumda, teftiş raporuna dayalı olarak değerlendirme yapan ve görüş bildiren bilirkişi raporu ile teftiş raporundaki tespitler çelişmekte olup, bilirkişi raporunun sonuç bölümünde davacıların hesaplarından zimmete geçirilen sonuç meblağdan söz edilmiş ise de, bu sonuca şirketin hesabından 84 dekont ile yapılan işlemler ile varılmıştır.
Bu itibarla, hükmün ve raporun denetimi yapılamamakta olup, HUMK’nun 388 nci ve 389 ncu maddesine dayalı bir hüküm tesis edilmemiş olması nedeniyle hükmün, mümeyyiz taraflar yararına bozulması gerekmiştir.
2- Davalı yan yanıt dilekçesinde ve bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinde, 5,5 yıl boyunca davacıların hesaplarından havale, EFT ve çek keşide işlemleri yapıldığını, hesap bakiyelerinden davacıların bu sürede haberdar olmamalarının ve hesap cüzdanı ve hesap mutabakatı olmamalarının, hesaplarını telefon ile takip etmelerinin mümkün olmadığını, bu hususların bilirkişi raporunda değerlendirilmediğini, banka kayıtlarının incelenmediğini savunmuş ise de, savunmanın bu yönü üzerinde bilirkişi raporunda ve mahkeme gerekçesinde durulmamıştır.
Savunmanın bu yönünün banka kayıtları ve şirket kayıtları (bilançoları, harcama cetvelleri vs) üzerinde yaptırılacak bilirkişi incelemesi sonucu kanıtlanması halinde, davacıların hesaplarını ve bakiyelerini takip ettikleri, cüzdan aldıkları, havale talimatı verdikleri, çek keşide ettikleri vs. işlemleri yaptıkları anlaşıldığında, davacıların davalıların eşlemlerini kısmen ya da tamamen benimsedikleri yada davacıların en azından müterafik kusurlu oldukları sonucuna varılması, davanın reddi ya da kısmen kabulü gerekebilecektir.
Mahkemece bu yön üzerinde durulması, bundan sonra davanın reddi ya da davacının müterafik kusurlu kabulü gerekip gerekmediğinin ve bunun oranının tekrar değerlendirilmesi için hükmün mümeyyiz taraflar yararına bu yönden de bozulması gerekmiştir.
3- Bozma neden ve şekline göre, davacı vekilinin ve davalılardan banka vekilinin, kusur oranına ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2009/2631, K. 2010/12614, 7 Aralık 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama