KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2009/3048 E., 2011/1143 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 3 Şubat 2011
- Mahkemesi
- İzmir Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
930 kelime·5 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada İzmir Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 25.12.2008 tarih ve 2007/195-2008/137 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak taraf vekilleri tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 01.02.2011 gününde taraflar ve avukatları duruşmaya gelmediğinden, tetkikatın evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, çeşitli sanatçılarca okunan ve 1997 yılından itibaren TRT’nin repertuarında yer almaya başlayan “Gurbette Ömrüm Geçecek” adlı eserin müvekkili tarafından 1962 yılında bestelendiğini, eserin davalı tarafından “Yolun Yarısı” ve daha sonra yayınlanan “Gül Kuruttum” adlı albümlerde müvekkilinin adı geçirilmeden, “anonim” ibaresiyle ve mali hakları ödenmeden çoğaltılıp satışa sunulduğunu, davacının mali ve manevi haklarının davalı şirket tarafından iki ayrı albümde ihlal edildiğini ileri sürerek, tecavüzün men’ine, çoğaltılmış kopyaların üzerine ismin konulmasına,
10.000,00 YTL manevi tazminat ile fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla FSEK’nun 68.maddesi gereğince 8.000,00 YTL maddi tazminatın 1997 yılından itibaren reeskont faizi ile birlikte tahsiline, hükmün ilanına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, dava konusu albümlerin 1995 yılında yayınlandığını, davanın BK’nun 60.maddesinde yazılı zamanaşımı süresinde açılmadığını, albüme en son 2000 yılında bandrol alındığını, daha sonra bandrol alınmadığını ve satış yapılmadığını, 5 yıllık uzamış ceza zamanaşımı uygulansa bile bu sürenin dahi dolduğunu, albümlerin yayınlandığı sırada eserin kime ait olduğu konusunda ilgili yerlerden “anonim olduğu” şeklinde cevap alındığını, davacının 12 yıl bekleyerek dava açmasının kötü niyetli oluşunu gösterdiğini, istenen tazminatın fahiş olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davacının 8.000,00 YTL’lik maddi tazminat isteminde bulunduğu, ancak bilirkişi raporu ile albüm başına rayicin 4.000,00 YTL olarak tespit edildiği, iki kat tazminat isteminin kabulüne bağlı olarak 16.000,00 YTL’nin kabulü gerekmekle birlikte, henüz bir ıslah istemi olmadığı halde, mahkemece ıslah dilekçesi varmış gibi bir maddi hata yapılarak, 16.000,00 YTL’lik maddi tazminat isteminin kabulüne karar verildiği, bu maddi hatanın düzeltilmesinin yeni bir yargılamayı gerektirir nitelikte olmadığı,
öte yandan, hatalı kısa kararın, gerekçeli kararda yinelenerek verilmesi halinde, yanların temyiz etmemesinin olasılık dahilinde olduğu, kararın kesinleşmesi halinde adil olmayan sonuçlar doğabileceği, bu nedenle, davacıdan alınan yazılı talep ile maddi tazminat isteminin kabulüne ilişkin hüküm fıkrasının 8.000,00 YTL olarak düzeltildiği, tecavüzün meydana geldiği tarihin, zaman içinde devam eden haksız eylemler bakımından, temadinin son bulduğu tarih olduğu, haksız eylemin devam ettiği sürece zamanaşımının işlemeyeceği, adı geçen bestenin kullanıldığı albümlerin 1995 ve1997 yıllarında çıkarıldığı,
ancak, halen piyasada oldukları, davanın zamanaşımı süresinde açıldığı, sunulan belgeler ile davacının hak sahipliği iddiasını kanıtladığı, davalı şirketin ise müzik yapımıyla uğraşan bir ticaret şirketi olarak hazırladığı ve piyasaya sunduğu albümün içinde yer alan eserlerin hak sahiplerini araştırıp tespit etmek yükümlülüğü altında olduğu, 1962 yılında bestelendiği anlaşılan ve 1997 yılında TRT repertuarına giren eserin aidiyeti ile ilgili yeterince araştırma yapmadan, “anonim” ibaresi ile eserlerin kullanıldığı,
eser sahibi besteciden bu bestenin çoğaltılması ile ilgili mali hakları yazılı bir devir belgesi ile devralmadığı anlaşılan davalının, davacının mali haklarını ihlal ettiği, albümlerde besteci olarak ismine yer vermeyerek, esere isim konulmasına ilişkin manevi hakkını da ihlal ettiği, tecavüzün sabit olması nedeniyle davacının FSEK 68. maddeye dayalı olarak istem hakkının da doğduğu,
ancak olayın mahiyetine, kasetlerin basıldığı tarihlere ve davanın açıldığı tarihe göre üç kat yerine iki kata kadar kabul kararı vermenin uygun olacağı, FSEK 68. maddenin sözel yorumundan, mahkemenin bu konuda taktir hakkı olduğu sonucunun çıktığı, buna göre rayicin taktiren iki katına kadar her bir tecavüz için ayrı ayrı 8.000,00’er YTL olmak üzere, toplam 16.000,00 YTL maddi tazminata ve isim hakkı ihlali dikkate alınarak taktiren 5.000,00 YTL manevi tazminata karar vermek gerektiği, ancak dava dilekçesindeki talep miktarının aşılamayacağı,
piyasaya sunulmuş olan CD ve kaset nüshalarına adın eklenmesine ilişkin FSEK 67/2.maddesine dayalı istemin de isim hakkının ihlal edilmesi nedeniyle yerinde olduğu sonucuna varılarak, FSEK 68. maddesi uyarınca belirlenen rayicin taktiren iki katı olan 8.000,00 YTL tazminatın ve taktiren 5.000,00 YTL manevi tazminatın, 26/09/2006 tarihinden işleyen reeskont faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, tecavüzün men edilmesine, çoğaltılmış, satışa sunulmuş CD ve kaset nüshalarına davacının adının konmasına, hükmün ilan edilmesine karar verilmiştir.
Karar, taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
1- Dava, FSEK.na muhalefet nedeniyle maddi ve manevi tazminatın faiziyle birlikte tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece, kısa kararda “FSEK 68.madde uyarınca belirlenen rayicin takdiren iki katı olan 16.000 YTL tazminatın tahsiline” karar verildiği halde, kısa kararda dava dilekçesinde talep edilenden fazlaya hükmedildiğinden, gerekçeli kararda yanlışlığın düzeltilmesini isteyen 25.12.2008 tarihli davacı vekilinin dilekçesi üzerine gerekçeli kararda “FSEK 68.madde uyarınca belirlenen rayicin takdiren iki katı olan 8.000 YTL tazminatın tahsiline” karar verilerek, kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki yaratılmıştır.
T.C.Anayasası yargılamanın aleniyeti ilkesini benimsemiştir. Bunun anlamı yargılama açık olarak yapılacak ve yargılamanın sonunda verilen karar da açıkça belirtilecektir. HUMK. nun 382.maddesi gereğince sonradan yazılacak gerekçeli kararın da bu kısa karara uygun olması gerekir. Aksi halde, yargılamanın aleniyeti ilkesi zedelenmiş ve mahkeme kararına güven sarsılmış olacaktır. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu’nun 10.4.1992 gün ve 1991/7 Esas 1992/4 Karar sayılı kararında, kısa kararla gerekçeli kararın çelişik bulunmasının bozma nedeni olacağının içtihat edilmiş bulunmasına göre, mahkemece yapılacak iş; bozmadan sonra, hakimin önceki kısa karar ile bağlı olmaksızın çelişikliği kaldırmak kaydıyla vicdani kanaatine göre yeni bir karar vermekten ibarettir.
2- Yukarıda açıklanan bozma şekil ve sebebine göre, davalı vekilinin sair, davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2009/3048, K. 2011/1143, 3 Şubat 2011 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama