KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2009/3759 E., 2010/11262 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 4 Kasım 2010
- Mahkemesi
- İstanbul 3.Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
462 kelime·2 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 3.Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 15.10.2008 tarih ve 2006/315 - 2008/239 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, “...” markasının ilk defa 19.04.1989 yılında İtalya orijin ülke olmak Üzere pek çok ülkede .... Group adına tescil edildiğini, ....
Group ile müvekkili arasında 20/11/2001 tarihinde imzalanan inhisari lisans sözleşmesi ile müvekkilinin “...” markasının üretim ve satımı konusunda tek yetkili hale geldiğini, bu markalı ürünlerin Türkiye’de üretimi hususunda davalı şirket ile irtibat kurulduğunu, davalı şirketin "”...” markalı ürünleri Türkiye'de üretmeye başladığını, bir süre sonra tarafların karşılıklı anlaşması neticesinde sözleşmenin sona erdirildiğini, ancak davalı şirketin müvekkilinden hiçbir şekilde izin almadan anılan markayı kendi adına 27.02.2002 tarihinde tescil ettirdiğini,
....Group adına tescilli sözkonusu markanın 01.08.2003 tarihinde yapılan devir sözleşmesi uyarınca müvekkili şirkete devredildiğini, marka üzerindeki gerçek hak sahibinin müvekkili şirket olduğunu, davalı adına yapılmış olan tescilin haksız bir tescil olup, davalının kötü niyetli bulunduğunu, bu nedenle markanın hükümsüz kılınması gerektiğini ileri sürerek, davalıya ait 2002/03893 tescil numaralı, “...” ibareli markanın hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacının davaya konu marka üzerinde gerçek hak sahibi olmadığını, bu nedenle aktif husumetinin bulunmadığını, müvekkilinin “...” markasını tescil ettirerek gerçek hak sahibi durumuna geldiğini, davacının sözkonusu markayı Türkiye’de tescil ettirmediği gibi bu markayı tanıtıcı herhangi bir faaliyette de bulunmadığını, müvekkili şirketin anılan markayı piyasada bilinen, tutulan ve saygın bir marka haline getirdiğini, davacının müvekkili adına yapılan tescili öğrenmiş olmasına rağmen 3 yıl boyunca sessiz kaldığını, bu nedenle de dava açma hakkının olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davanın tescilden itibaren öngörülen 5 yıllık süre dolmadan açılmış olduğu, bu durumda davacının sessiz kalarak hükümsüzlük davası açma hakkını kaybettiği yönündeki davalı savunmasının yerinde bulunmadığı, davalının daha önce ticari ilişki içerisinde olduğu davacının önce lisansörlüğünü yapıp daha sonra devraldığı “...” markasını birebir aynen TMK’nun 2 nci maddesinde belirtilen iyiniyet kuralına aykırı olarak adına tescil ettirmek suretiyle 556 sayılı KHK’nin 8/2. maddesi ve 42/1-b maddesine aykırı olarak hareket ettiği sonucuna varılarak, davanın kabulü ile bu maddeler gereğince davalı adına tescilli 2002/03893 sayılı “...” ibareli markanın hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2009/3759, K. 2010/11262, 4 Kasım 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama