KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2009/4263 E., 2010/10465 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 18 Ekim 2010
- Mahkemesi
- Ticaret Mahkemesi
Karar Metni
393 kelime·2 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 24.11.2008 tarih ve 2006/394-2008/543 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili şirket ile davalı arasındaki acentelik sözleşmesi bulunduğunu, davalının, müvekkiline olan borcunu ödememesi üzerine bu sözleşmenin müvekkili tarafından feshedildiğini ve davalı hakkında ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile icra takibi yapıldığını ancak davacının bu takibe itiraz ettiğini ileri sürerek, davalının itirazının iptali ile takibe konu alacağın % 40 ı oranında icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre,
Taraflar arasındaki acentelik sözleşmesinin 10.03.2006 tarihinde davacı şirket tarafından feshedildiği, yapılan inceleme sonunda davalının 15.406,27 TL borcunun bulunduğunun anlaşıldığı, davalı tarafça davacı yararına, acentelik muamelelerinden doğacak borçlar nedeniyle ipotek tesis edildiği, taraflar arasındaki sözleşmenin 16. maddesinde belirtilen bir haftalık ihbar süresine riayet edilmemişse de, davacı tarafça talep edilen alacağın, feshe bağlı alacaklardan olmadığı gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile davacı lehine alacağın % 40 ı oranında icra inkar tazminatına hükmedilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Dava, acentelik sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili amacıyla girişilen icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.
Davacı ile davalı arasında imzalanan 17.06.2004 tarihli acentelik sözleşmesinin 21. maddesiyle taraflar arasında çıkabilecek uyuşmazlıklarda, davacının ticari defterlerinin delil teşkil edeceği yolunda bir delil sözleşmesi yapıldığı anlaşılmaktadır. Davaya konu uyuşmazlığın çözümünde davacıya ait defterlerin esas alınacağı asıl ise de bu husus aynı konuda davalının yasal delillerini karşı delil olarak sunma olanağını ortadan kaldırmaz.
Somut olayda davalı, davacı sigorta şirketi tarafından kendisine teslim edilen poliçelerin seri numaralarını içeren bir liste sunmuş ve davacı şirkete ait zimmet defteri ile rejistro bordrolarının incelenmesini talep etmiştir.
Bu durumda mahkemece, değinilen hususlar araştırılarak, davalıya teslim edilen poliçeler tespit edilip varsa davalının elinde bulunan boş poliçelerin de mahkemeye ibrazı sağlanarak, davacı sigorta şirketinin ticari defter kayıtlarına dayanak teşkil eden ödeme bilgileri ve poliçelerle karşılaştırılması yapıldıktan sonra oluşacak kanaate göre sonuca gidilmesi gerekirken eksik inceleme ile hüküm kurulması hatalı olup kararın bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2009/4263, K. 2010/10465, 18 Ekim 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama