KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2009/585 E., 2010/10817 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 26 Ekim 2010
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
863 kelime·4 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Erdek Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 03.06.2008 tarih ve 2005/154 - 2008/116 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak davacı vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 26.10.2010 gününde davacı avukatı ...ile davalı avukatı ... gelip, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatları dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin satın almayı düşündüğü taşınmazın malikine ödemede bulunmak üzere davalı nezdinde açtığı hesabına yatırdığı 48.000,00 TL parasından 25.000,00 TL'nın müvekkilinin yazılı talimat olmadan banka çalışanlarınca ve banka müdürünün sözlü emir ve talimatları ile malikin davalıya olan kredi borcundan mahsup edilmek üzere icra dosyasına yatırıldığını, bu şekilde davalının alacağını tahsil etmiş olduğunu davacının sonradan öğrendiğini, davalının parayı davacıya iade edemeyeceğini, istenirse ipotek alacağının davacıya devir ve temlik edilebileceğini cevabi ihtarnamede bildirdiğini, banka müdürü hakkında suç duyurusunda bulunduklarını ileri sürerek, 25.000,00 TL'nın faiziyle birlikte tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacının vadesiz mevduat hesabından 11.03.2005 tarihli tediye fişini imzalamak suretiyle dava dışı kredi borçlusu şirketin takip dosyası hesabına 25.107.00 TL aktarılmak üzere ödeme yaptığını, bu ödeme nedeniyle davalının cebri satış işlemlerini durdurduğunu, davacının paranın iadesini yada ipotek hakkının temlikini ihtarnamede istemesi üzerine davalının temlike hazır olduklarını davacıya bildirdiklerini davacı ile dava dışı şirket arasındaki ilişkinin muhatabı olması mümkün olmayan müvekkiline husumet yöneltilemeyeceğini savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece; dosya kapsamına tanık beyanlarına ve benimsenen bilirkişi raporuna göre davacının, kredi borçlusunun borcunun ödemesi amacıyla para çekilmesi yönünde sözlü talimat verip ve tediye fişi ve dekontları imzalayıp bankadan ayrıldıktan sonra aynı gün gelip, talimattan vazgeçtiğini belirterek tediye fişini yırtıp ayrılmasından sonra görevlilerin yırtılan parçaları birleştirerek yapıştırdıkları, olayın hukuki fiil olması nedeniyle tanık dinlediği, davacı ile kredi borçlusu arasında ipotekli fırının davacı tarafından satın alması yönünde sözlü anlaşmanın bulunduğunun anlaşıldığı, talimat veren davacının satıcının kredi borcunu bu şekilde ödediği, ödemenin bankacılık işlemlerine uygun olduğu gerekçesiyle kanıtlanamayann davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, davacının hesabındaki parasının bir bölümünün talimatı dışında çekilip, havale edildiği iddiasına dayalı alacak istemine ilişkindir.
Davacı yan, davalının dayandığı 2293966 ve 2293967 nolu "tahsil -ödeme ve mahsup fişi" başlıklı belge fotokopilerinin asıllarını davalının ibraz etmesi gerektiğini ve bu fotokopilerin ön ve arka yönündeki yazı ve imzaların davacıya ait olmadığını, 2293966 nolu belge fotokopisindeki imzanın başka belgeden kesilerek buraya taşındığını, tanık dinlenmesine muvafakatlarının bulunmadığını, borçtan kurtarma taahhüdü yada borcun nakli koşullarının bulunmadığını, arka yüzde ki nakit para ödemesi iadesi ile ön yüzdeki havale iadesinin çeliştiğini, savunmanın yazılı delil ile kanıtlanması gerektiğini dava dilekçesinde, 02.09.2005, 03.05.2006, 19.09.2006 tarihli dilekçelerinde, 15.06.2006 ve 19.06.2006 tarihli oturumlardaki beyanlarında bildirmiş ve iddia etmiştir.
Mahkemece, miktar itibariyle yazılı delil ile savunmanın kanıtlanması gerektiği ve tanık dinlenmesine davacının muvafakat etmediği gözden kaçırılarak davalı tanıklarının alınan beyanlarının hükme esas alınması doğru olmadığı gibi, davacı vekilinin yazı ve imzanın davacıya ait olmadığına ilişkin inkarı üzerinde durulması, davalı yana fotokopilerin asıllarının ibraz ettirilmesi, imza ve yazı incelemesi yaptırılması gerekirken, bu yapılmadan yazı ve imzaların davacının talimatına delil oluşturduğuna ilişkin sonuca varılması eksik incelemeye dayalıdır.
Tanık beyanlarını ve davalının dayandığı fotokopileri esas alarak, davalının talimata uygun hareket ettiği sonucuna varan bilirkişi raporuna davacı vekili, 2293967 nolu fotokopinin gerçek bir belgenin varlığını göstermediği, aslının ibraz edilmediği, 2293966 nolu belgenin yırtıldığına dair bir tutanağın davalı tarafından düzenlenmediği hesap cüzdanında dava konusu miktarın çıkışının bulunmadığı, bunun aksini davalının kanıtlaması gerektiği, yazılı havale talimatının bulunmadığı, tanık dinlenmesine daha önce muvafakat edilmediği hususların da itirazda bulunmuş olup, bu itiraz üzerinde de durulmamıştır.
Bilirkişi raporunda, davacının 02.09.2005 tarihli dilekçesinde imza inkarında bulunmadığına, 03.05.2006 tarihli dilekçede ilk kez imza inkarında bulunduğuna ilişkin yapılan saptama dahi hatalıdır. Zira, 02.09.2005 tarihli dilekçede de davacı talimatın yazılı olduğu ön yüzdeki imzanın kendisine ait olmadığını iddia etmiştir. Diğer yandan, dava konusu işlemin bankacılık işlemlerine uygun olduğuna ilişkin mahkeme gerekçesinin somut kanıt ve dayanakları gösterilmemiştir.
Zira, davalının dayandığı belgelerin dava konusu hesaptan para çekilmesi ve paranın icra dosyasına aktarılması işlemi için gerekli belgeler olup olmadığı, bütün işlemler ile ilgili davalı banka uygulamasının ne olması gerektiği, anılan belgelerin ön ve arka yüzündeki imza ve açıklamaların hangisinin, işlemin hangi aşamasına ilişkin olduğu, bunlar ile işlemin hangi yönünün belgelendirilmiş olduğu hususlarında bilirkişi incelemesi yaptırılması gerekirken bu yapılmamıştır.
Öte yandan, dava dilekçesinde, banka müdürü aleyhine görevi suistimal ve dolandırıcılık suçlarından suç duyurusunda bulunduğuna yönelik iddia dahi araştırılmamış, BK'nun 53 ncü maddesi çerçevesinde bir değerlendirme yapılmamıştır. Bundan başka, davacının hangi belgeyi yırttığının mahkemece kabul edildiği de gerekçede açıklanmamıştır.
Davacı, 03.05.2006 tarihli dilekçesinde, yırttığını beyan ettiği belgenin hangisi olduğunu açıklamamış olup, temyiz dilekçesinde bunun içeriği boş olan ve sadece imza içeren 2293966 nolu belge olduğunu bildirmiş, tutanağa bağlanmadan yırtıkların birleştirilmesinin davacıyı bağlamayacağını ve bundan aleyhine bir sonuç çıkartılamayacağını ileri sürmüştür.
Bu durumda, bu açıklamalar çerçevesinde, iddia ve savunmanın anılan yönleri üzerinde durulması, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeye ve yanlış nitelemeye dayalı yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamıştır.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2009/585, K. 2010/10817, 26 Ekim 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama