KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2009/92 E., 2010/11521 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 9 Kasım 2010
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
749 kelime·4 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Yozgat 2.Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 29.04.2008 tarih ve 2007/627 - 2008/211 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak davacı vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 09.11.2010 gününde davacı avukatı ... gelip, davalı avukatı tebligata rağmen gelmediğinden, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatı dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalı şirketin müvekkilinden para tahsil edip ödememesi üzerine açtığı davada, Bochum Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından 31.01.2005 tarihinde davalıdan (15.747,79) Euro anapara ve (2.334,04) Euro yargılama giderinin temerrüt faiziyle birlikte tahsiline karar verildiğini ileri sürerek, anılan kararların tenfizini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, toplanan kanıtlara dayanılarak, davacının davalı şirkette 61 adet hissesinin bulunduğu, böyle bir davada yetkili mahkemenin HUKM.'nun 17. maddesi uyarınca Yozgat Mahkemeleri olduğu, dolayısıyla Türk Mahkemelerinin kesin yetkili bulunduğu, ayrıca tenfizi istenen yabancı mahkeme kararının gıyapta verildiği belirtilmekle davalıya savunma hakkının tanınmadığının anlaşıldığı, bu nedenlerle tenfiz isteminin yasal şartlarının oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, davalı şirket hakkında Bochum Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen hükmün tenfizi istemine ilişkindir.
Dava tarihinde yürürlükte bulunan 2675 sayılı MÖHUK’nun 34/1. maddesi hükmüne göre, yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilamların Türkiye’de icra olunabilmesi, yetkili Türk Mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlıdır. Tenfizin şartları ise aynı Yasa’nın 38. maddesinde düzenlenmiştir.
Bunlar, Türkiye Cumhuriyeti ile ilamın verildiği devlet arasında mütekabiliyet esasına dayanan bir anlaşma veya o devlette Türk Mahkemeleri’nden verilmiş ilamların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiili uygulamanın bulunması, ilamın Türk Mahkemeleri’nin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması, hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması, kendisine karşı tenfiz istenen tarafın savunma hakkına ilişkin usulü işlemlere uyulmuş olması, Türklerin kişi hallerine ilişkin davalarda Türk kanunlar ihtilafı kaidelerinin gösterdiği hukukun uygulanmış olmasıdır.
Mahkemece, tenfizi istenen kararın gıyapta verildiği ve davalıya savunma imkanının tanınmadığı, ayrıca davacının davalı şirkette 61 adet hisse sahibi olup, HUMK’nun 17. maddesi hükmüne göre Yozgat Mahkemelerinin kesin yetkili bulunduğu, tenfizi istenen karar yönünden yasal şartların oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Oysa, MÖHUK’nun 38. maddesinde yazılı şartların mevcudiyeti halinde yetkili asliye hukuk mahkemesi, tenfiz kararı vermek mecburiyetindedir. Tenfiz hakimi yabancı kararın maddi hukuk bakımından doğruluğunu (md.38/e dışında) tetkik edemez. Bu yasak, 38. maddenin (d) bendinde yer alan hüküm istisna edilmek şartıyla, yabancı mahkemenin kendi usul hükümlerini doğru tatbik edip etmediğini tetkik için de geçerlidir. Yabancı mahkeme hükmünün kamu düzenine aykırı olmaması şartı da, yabancı mahkeme kararının maddi doğruluğunu tetkik için bir sebep teşkil etmez. Burada sadece yabancı hükmün tenfizinin Türk kamu düzenine aykırı sonuçlar meydana getirip getirmeyeceği meselesi tetkik edilir (Prof.Dr. Ergin Nomer, Devlerler Hususi Hukuku, Beta Yayınları, 10.Baskı, sayfa 399-400).
Yukarıdaki açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, tenfiz mahkemesinin incelemeleri, tenfizi istenilen karar üzerinden yapılmalıdır. Tenfizi istenen kararda yazılı hususlar dışında başka deliller değerlendirilmek suretiyle karar verilemez.
Somut uyuşmazlıkta ise mahkemece davacının davalı şirkette hisse sahibi olduğu, bu nedenle de şirket ile ortağı arasındaki uyuşmazlığın HUMK’nun 17. maddesi uyarınca şirketin ikametgahı sayılan yer mahkemesinde görülmesi gerektiği belirtilmek suretiyle tenfizi istenen kararda yazılı hususlar dışında başka deliller değerlendirilmiş, yabancı mahkemece uyuşmazlığın şirket ile ortağı arasındaki bir uyuşmazlık olarak nitelendirilmediği gözden kaçırılmış, böylece gerçekte yabancı mahkeme kararının maddi hukuk bakımından doğruluğu denetlenmiştir.
Ayrıca, tenfizi istenen yabancı mahkeme kararın baş kısmında “Medeni Usul Yasası’nın 331. maddesinin 3. bendine göre duruşma yapılmaksızın gıyabi karar verildiği” belirtilmiştir. Alman Usul Yasası’nın anılan maddesi uyarınca davalı, davaya karşı savunma yapmak istediğini göstermezse mahkeme, davacının talebi üzerine sözlü yargılama yapmaksızın kararını verir.
Somut olayda da davalıya süresi içinde yazılı bildirimde bulunması gerektiği tebliğ edilmiş, daha sonra 331. maddenin 3. fıkrasına göre gıyapta karar verilmiştir. Bu durumda kararın gıyapta verilmek suretiyle davalıya savunma imkanının tanınmadığı yönündeki mahkeme gerekçesinin de yerinde olmadığı görülmektedir.
Bu durum karşısında mahkemece yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda, tenfizi istenen karar üzerinden inceleme yapılarak, taraflar arasındaki ilişkinin yabancı mahkemece ne şekilde nitelendirildiği, bu nitelendirme karşısında verilen kararın MÖHUK’nun 38. maddesi gereğince tenfizine engel bir halin olup olmadığı değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2009/92, K. 2010/11521, 9 Kasım 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama