KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2010/10052 E., 2012/13200 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 13 Eylül 2012
- Mahkemesi
- Ticaret Mahkemesi
Karar Metni
703 kelime·4 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Adana 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 23/12/2008 tarih ve 2005/89-2008/519 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 11/09/2012 günü tebligata rağmen gelen olmadığı yoklama ile anlaşıldı, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalının taraflar arasında imzalanan acentelik sözleşmesi gereği sigortalılardan tahsil ettiği primleri müvekkiline intikal ettirmediğini, bu nedenle sözleşmenin feshedildiğini, (47.254,80) TL alacağın tahsili amacıyla girişilen icra takibinin davalının haksız itirazı sonucu durduğunu ileri sürerek, davalının itirazının iptalini ve %40 icra inkar tazminatının davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın reddini savunmuş ve %40 kötüniyet tazminatının davacıdan tahsilini istemiştir.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davalının (44.000) TL asıl alacak borcu ile fesih tarihinden takip tarihine kadar (3.124,60) TL faiz borcunun bulunduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, itirazın (47.124,60) TL üzerinden iptali ile asıl alacak miktarı olan (44.000) TL'na takip tarihinden itibaren reeskont faizi yürütülmek suretiyle takibin devamına, %40 icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazının reddine karar verilmesi gerekmiştir.
2- Ancak, taraflar arasında imzalanan 16.08.2000 tarihli sözleşme uyarınca acentelik ilişkisinin fesih tarihine (06.11.2003) kadar sürdüğü sabit olup, uyuşmazlık davalı acentenin bu süre sonunda davacıya borcunun bulunup bulunmadığı, varsa miktarı konusunda toplanmaktadır.
Her ne kadar mahkemece bu konuda bilirkişi incelemesi yaptırılmış ise de alınan rapor Yargıtay denetimine açık olmadığı gibi hiçbir hesaplamayı içermeyip tamamen davacı defterlerindeki kayıtlar esas alınmak suretiyle düzenlenmiştir.
Gerçekten de acentelik sözleşmesinin 25. maddesinde taraflar arasındaki ihtilaflarda davacı şirketin defter ve kayıtlarının esas olduğu, tarafların HUMK.’nun 287. maddesine göre şirket defter ve kayıtlarından başka delil kabul edilmeyeceği bildirilmiştir.
Ancak gerek Dairemiz uygulaması gerekse 6100 sayılı HMK.’nun 193/2. maddesi uyarınca, taraflar arasındaki münhasır delil sözleşmesine rağmen bu delilin aksi, yine aynı kuvvetteki başka bir delille ispatlanabileceği gibi taraflardan birinin ispat hakkının kullanımını imkansız kılan veya fevkalade güçleştiren delil sözleşmeleri de geçersizdir.
Somut uyuşmazlıkta da davalı acente tarafından davacı müvekkilinin Adana Bölge Müdürlüğü tarafından imzalanmış 01.03.2003 tarihli bir protokol sunulmuş olup, bu protokolde davalıya ek komisyon bedeli hakkı tanınmış, 31.12.2002 tarihi itibariyle de davalının borç miktarı ve ödeme şekli bildirilmiştir.
Her ne kadar mahkemece alınan 01.08.2006 tarihli bilirkişi raporunda bu protokol hükümlerinin tatbik edilmesi gerektiği bildirilmiş ise de daha sonra alınan ek raporlarda davacının defterlerindeki düzenlemenin değiştirildiğine dair bir belgenin sunulmadığı, protokole aykırı hareket edildiğinin de yine davacıya ait defterlerle ispat edilmesi gerektiği belirtilmiştir.
Oysa davacı tarafından protokoldeki imzaya yetki yönünden karşı çıkılmadığına göre, protokolde belirtilen ek komisyon oranlarının dikkate alınması gerekli olup, borç miktarı yönünden de protokolde yazılı meblağın ve tarihin doğruluğunun kabulü gerekir. Bu durumda sadece protokolde belirtilen tarihten sonrası için bir inceleme yapılabilir, artık geçmişe yönelik borç tespiti yapılamaz.
Yine yukarıdaki açıklamaların bir başka sonucu olarak, davalı acente tarafından protokolde yazılı borcun ödendiğinin ispatı amacıyla sunulan ödeme belgelerinin ve kredi kartı hesap ekstrelerinin de incelenmesi gerekir. Bilirkişi raporunda ise borç miktarının tespiti yönünden sadece davacı defter ve kayıtlarının esas alındığı bildirilmiştir.
Anılan raporlar bir hesaplama içermediğinden, protokoldeki borç miktarının ve ek komisyon oranlarının dikkate alınıp alınmadığı da anlaşılamamaktadır.
Ayrıca, davalı vekili tarafından, müvekkili hesabına borç kaydedilen poliçelerden büyük bir kısmının müvekkilinin imzasının taklit edilmesi suretiyle davacının bölge müdürlüğü tarafından düzenlendiği savunulmuş, mahkemece davalının bu savunması da incelenmemiştir.
Bu durum karşısında mahkemece, öncelikle davalı taraftan hangi poliçelerin imzası taklit edilmek suretiyle düzenlendiğinin sorulması, sonra davalının bildirdiği poliçeler üzerinde imza incelemesi yaptırılması, daha sonra da taraflar arasında imzalanan protokolün ve davalı vekilince sunulan ödeme belgelerinin, yukarıda açıklanan şekilde incelenip değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeye dayalı olarak yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış, kararın davalı yararına bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2010/10052, K. 2012/13200, 13 Eylül 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama