KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2010/101 E., 2010/13146 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 24 Aralık 2010
- Mahkemesi
- Ticaret Mahkemesi
Karar Metni
716 kelime·4 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 30.09.2009 tarih ve 2005/450-2009/509 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Muktedir Lale tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili bankanın muhtelif tarihli kredi sözleşmeleri ve 26/12/1995 tarihli 100.000.000.000 TL limitli genel kredi sözleşmesi kapsamında müflis Kalkavan Vapurculuk A.Ş. firmasına kredi kullandırdığını, davalının bu sözleşmelerde müşterek ve müteselsil kefil olduğunu, kredi borcunun ödenmemesi üzerine hesap kat ihtarı yapıldığını, kesinleşen kat ihtarına dayanılarak borçlular hakkında takip başlatıldığını, davalının takibe itiraz ettiğini ileri sürerek itirazın iptalini, 21/03/2007 tarihli ıslah dilekçesiyle de davayı alacak davasına dönüştürmek suretiyle 1.823.050 TL alacağın tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin 26/12/1995 tarihli kredi sözleşmesinde 100.000.000.000 TL miktarla sınırlı olmak üzere kefil olduğunu, bu kefalete teminat olarak mülkiyeti müvekkiline ait olan taşınmaz üzerinde aynı miktarlı ipotek tesis edildiğini, daha sonra aynı taşınmaz üzerinde yine aynı miktarlı 2. dereceden yeni bir ipotek daha tesis edildiğini, takiple ilgili olarak 200.000.000.000 TL borcu ödeyerek ipotekleri fek ettirdiğini, bu sebeple sorumluluğunun ortadan kalktığını, kefaletine ilişkin kat ihtarının kendisine gönderilmediğini, temerrüt oluşmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, tüm dosya kapsamına ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, ipoteklerin borçlu lehine kurulduğu, kesinleşen İstanbul 2. İcra Mahkemesinin 2005/2157 esas, 2006/90 sayılı kararı ile ipotek bedellerinin ödenmesi sebebiyle davalının ipotek borçlusu olarak borcunun sona erdiği, 09/03/1998 tarihli 7926 sayılı hesap kat ihtarnamesinde ismi yer almayan davalının temerrüde düşmemiş olduğu, ipotek borcundan dolayı keşide edilen 7917 sayılı ihtarnamenin davalıyı kefalet borcu yönünden temerrüde düşürmediği, temerrüdün dava tarihi 07/10/2005 tarihi ile başladığı,
davalının 26/12/1995 tarihli genel kredi sözleşmesi kapsamında 100.000 TL kefalet limiti ile sorumlu olduğu gerekçesiyle davanın bu miktar üzerinden kısmen kabulü ile bu alacağın dava tarihinden itibaren %145 temerrüt faizi ve %5 gider vergisi ile tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili ve davalı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına,ipotek sözleşmesi içeriğinden ipoteğin dava dışı asıl borçlu Kalkavan A.Ş.nin davacı Bankadan kullandığı ve kullanacağı her türlü kredi borcu için tesis edildiğinin anlaşılması karşısında davalı tarafın ipoteğin kefaletin teminatını teşkil etmek üzere tesis ediliğine yönelik savunmasının yerinde görülmemesine nazaran davalı vekilinin tüm, davacı vekilinin ise aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Dava, genel kredi sözleşmesine kefaletten kaynaklanan alacağın tahsili istemine ilişkin olup, önce itirazın iptali biçiminde açılmış yargılama sırasında davanın dayanağı takibin iptal edilmesi üzerine ıslah edilerek alacak davasına dönüştürülmüştür.
Davacı bankadan kredi kullanan asıl borçlunun dava dışı Kalkavan A.Ş.olduğu, davalının ise 26.12.1995 tarihli genel kredi sözleşmesine 100.000.000.000-TL. limit ile müşterek ve müteselsil kefil olduğu uyuşmazlık konusu değildir. Uyuşmazlık, davalının hangi tarihte temerrüde düştüğü ve temerrüt faiz oranının ne olacağında toplanmaktadır.
Mahkemece, davacı bankanın davalının kefalet limiti ile sorumlu olduğu alacağı yönünden başlattığı takibin icra mahkemesince davalı yönünden iptaline karar verildiği, iptal kararı ile birlikte icra takibinin açıldığı tarihten itibaren ortadan kalktığı, bu nedenle davalının takip tarihinde temerrüde düşmeyeceği, dava tarihinden önce kefil sıfatı ile kredi borcundan dolayı temerrüde düşüren bir ihtarname bulunmadığından davalının davanın açıldığı tarih olan 07.10.2005 tarihinde temerrüde düştüğü,
ayrıca taraflar arasında imzalanan genel kredi sözleşmesinin temerrüt faizi ile ilgili hükümleri çerçevesinde davacı bankanın 15.08.1997 tarihli faiz genelgesindeki en yüksek kredi faiz oranının % 115 olarak belirlenmesi karşısında bu orana 30 puan eklenerek % 145 temerrüt faiz oranının esas alınması gerektiği kabul edilmiş ve buna göre hüküm tesis edilmiştir.
Oysa, davacı tarafından başlangıçta davaya dayanak yapılan icra takibinin iptali mahkemenin kabulünün aksine davalının temerrüdünü etkileyecek bir husus olmayıp, hakkındaki takip iptal edilmiş olsa dahi davalının iptal edilen takip tarihi 25.3.2005 itibariyle temerrüde düştüğünün kabulü gerekirken mahkemece yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı tarihin temerrüt tarihi olarak kabulü doğru olmadığı gibi, doğru temerrüt tarihinden itibaren taraflar arasındaki genel kredi sözleşmesi hükmüne uygun temerrüt faizi oranı yerine sözleşme hükmüne aykırı düşen temerrüt faiz oranının uygulanması da doğru görülmemiş, kararın bu yönlerden bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2010/101, K. 2010/13146, 24 Aralık 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama