KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2010/10647 E., 2012/3307 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 6 Mart 2012
- Mahkemesi
- Sulh Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
588 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Bitlis Sulh Hukuk Mahkemesi’nce verilen 13/11/2009 tarih ve 2006/13-2009/240 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalılar vekili ve katılma yoluyla davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin davalı banka şubesi nezdinde cari ve yatırım hesabı sahibi olduğunu, müvekkili hesabından bilgisi dışında para çekildiğini, hesabın çekilmesine ilişkin tediye makbuzlarındaki imzanın müvekkiline ait olmadığını, davalı tarafça haksız çekilen paraların ödeneceği sözü verilmesine rağmen herhangi bir ödeme yapılmadığını belirterek 2.000,00 TL'nin reeskont faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep ve dava etmiş, yargılama aşamasında davasını ıslah ederek 4.148,00 TL'nin reeskont faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalılar vekili, alacağın zamanaşımına uğradığını, davacının 19.06.2000 tarihli ibraname ile bankayı ve davalı banka şubesini ibra ettiğini, faiz talebinin yerinde olmadığını belirterek davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, dava tarihi itibariyle zamanaşımı süresinin dolmamış olduğu, dosya içerisindeki 07.07.2000 tarihli müfettiş raporu ve tanık beyanları birlikte değerlendirildiğinde ibranamenin ödeme karşılığı olarak verilmediği, geçerli bir ibraname olmadığı, banka dekontlarının davacı tarafça imzalanmamış olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 4.144,00 TL'nin yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davalılar vekili ve katılma yoluyla davacı vekili temyiz etmiştir.
1-Dava, davalı banka nezdinde açılmış bulunan hesaptaki paranın davacının bilgisi ve izni dışında çekilmiş olması nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir. Mahkemece, yazılı gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmiştir.
Borçlar Kanunu’nun 31 nci maddesinde hata veya hile ile haleldar olan yahut ikrah ile yapılan akit ile mülzem olmayan tarafın bu akdi ifa etmemek hakkındaki kararını diğer tarafa beyan yahut verdiği şeyi istirdat etmeksizin bir seneyi geçirmesi halinde akde icazet vermiş nazariyle bakılacağı, bu mehilin hata veya hilenin anlaşıldığı veya korkunun zail olduğu tarihten itibaren cereyan edeceği belirtilmiştir.
Somut olayda davacı taraf, davalıya verilen ibranamenin yapılan bir ödeme karşılığı olmadığını ileri sürmekte, davalı taraf ise, dava aşamasındaki beyanlarında ve temyiz itirazında davacının ibranamenin hile ile alındığı itirazının bir yıllık hakdüşürücü süreden sonra yapıldığını savunmaktadır.
Bu durumda öncelikle davacının davadan önce verdiği ibranameye ilişkin olarak bu ibranamenin ödeme karşılığı olmadığı, bu ibranın kendisini bağlamayacağı yönünde davalı banka müfettişleri tarafından yürütülen teftiş sırasında veya ağır ceza mahkemesinde yapılan yargılama sırasında davalı tarafın bilgisine ulaşmış anılan BK'nun 31. maddesi kapsamında bir beyanının bulunup bulunmadığının araştırılması gerekir.
Yapılacak araştırma sonucu davacının işbu davadan önce verdiği ibraname ile bağlı olmadığına ilişkin olarak anılan 31 nci madde kapsamında bir beyan veya irade açıklamasının olması halinde bu ibranameye icazet vermediği, bu ibraname ile bağlı olmadığı sonucuna varılacağından anılan hükümde düzenlenen bir yıllık hak düşürücü sürenin uygulanması mümkün olmayacaktır.
O halde mahkemece, davacının sözkonusu ibranameye ilişkin olarak davadan önce bu ibranamenin geçerli olmadığına, bununla bağlı bulunmadığına ilişkin davalı tarafa ulaşmış bir beyanının olup olmadığının araştırılması ile sonucuna göre davacının hukuki durumunun takdir ve tayini gerekirken anılan husus üzerinde durulmadan yazılı şekilde eksik incelemeye dayalı olarak hüküm tesis edilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
2- Bozma neden ve şekline göre, davalı vekilinin sair temyiz itirazları ile davacı vekilinin katılma yoluyla temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2010/10647, K. 2012/3307, 6 Mart 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama