KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2010/10670 E., 2012/3298 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 6 Mart 2012
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
776 kelime·4 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Ankara 14. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 11/05/2010 tarih ve 2008/436-2010/170 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin yapılan sözleşme ile davalıya taşıma hizmeti vermeyi üstlendiğini, davalının hiçbir geçerli sebep göstermeden Şubat 2007 tarihinde bu sözleşmeyi feshettiğini, müvekkilinin Ağustos ve Eylül 2006 ait çalışmasının karşılığını ve sözleşmeden kaynaklanan zararlarını davalıdan talep ettiğini, davalının müvekkiline borcunun bulunmadığını bildirmesi üzerine müvekkili tarafından icra takibi başlatıldığını, davalının itirazı üzerine takibin durduğunu ileri sürerek, icra takibine yapılan itirazın iptaline, davalının icra inkar tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacının sözleşmede belirtilen aracı teknik olarak yola elverişli durumda bulundurmadığını, kılık kıyafetine özen göstermediğini, araçta muavin olarak bulunan davacının oğlunun aracın deposundaki mazotu aldığını, bu nedenlerle sözleşmenin 31.01.2007 tarihi itibariyle haklı olarak feshedildiğini, sözleşmenin geçerli olduğu süreye ilişkin ödemelerin müvekkili tarafından yapıldığını savunarak, davanın reddini ve davacının kötüniyet tazminatına mahkum edilmesini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, taraflar arasında taşıma sözleşmesi düzenlendiği, sözleşme hükümlerine rağmen taşımayı yapan araca ve araç şoförünün kıyafetine dikkat edilmemesi, aracın düzgün kullanılmaması ve araca konulan mazotun çalınması ileri sürülerek bu sözleşmenin davalı tarafından tek taraflı feshedildiği, tanık anlatımlarının davalı savunmasını doğruladığı, davalının sözleşmenin 6. maddesi ile kendisine tanınan fesih yetkisini kullandığı, davacının fesih tarihine kadar olan dönem için bir alacağının bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, taşıma sözleşmesinin haksız olarak feshedildiği iddiasına dayalı itirazın iptali istemine ilişkindir. Davacı taraf, davalının aralarındaki taşıma sözleşmesini haksız olarak feshettiğini ileri sürmüş, davalı ise davacının sözleşmede öngörülen şartları yerine getirmediğini ve bu nedenle sözleşmenin haklı olarak feshedildiğini, sözleşmenin yürürlükte olduğu döneme ait ödemelerin yapıldığını savunmuştur. Yukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere mahkemece, davacının sözleşmede düzenlenen şartları yerine getirmediği ve davalının da aynı sözleşmenin 6. maddesinde kendisine tanınan fesih yetkisini kullandığı, fesih tarihine kadar ise davacının herhangi bir alacağının bulunmadığı gerekçesiyle dava reddedilmiştir.
Taraflar arasında 01.10.2006-31.05.2007 tarihlerini kapsar taşıma sözleşmesinin bulunduğu, davacı tarafından davalıya taşıma hizmetinin verildiği ve bunun karşılığında da davalının davacıya bir kısım ödeme yaptığı uyuşmazlık konusu değildir. Ancak, davacı taraf davalıya sunduğu taşıma hizmetinin 06.08.2006 tarihinde başladığını ileri sürmüş ve buna ilişkin olarak imzasız bir belge ile 01.09.2006 tarihli bir faturayı dosyaya ibraz etmiştir. Taşıma sözleşmesinin yazılı olarak yapılmasının şart olmadığı da düşünüldüğünde mahkemece öncelikle taraflar arasında bulunduğu kuşkusuz olan taşıma ilişkisinin tam olarak hangi tarihte başladığının tespit edilmesi ve buna göre yapılan ödemeler gözetilerek takibe konu alacağın bulunup bulunmadığının belirlenmemesi doğru görülmemiştir.
Öte yandan, davacı tarafça davalının yaptığı ödemelerin tamamının kira karşılığı olmadığı iddia edilmiş olup mahkemece bu iddia da değerlendirilmemiştir. Taraflar arasındaki sözleşmede belirlenen aylık ücretin tam olarak hangi hizmetleri kapsadığı sözleşme metninden anlaşılamamakla birlikte davalı taraf sözleşmenin feshine gerekçe olarak davacının oğlunun aracın deposundaki yakıtı almasını göstermiştir. O halde, sözleşmede belirtilen ücretin neyi kapsadığının, aracın yakıt ve bakım onarım giderlerinin hangi tarafa ait olduğunun kesin olarak belirlenmesinde ve buna göre davacının itirazları da gözetilerek davalının yaptığı ödemelerin kapsamının değerlendirilmesinde zorunluluk bulunmaktadır.
Ayrıca, davalı tarafça, davacının aralarındaki sözleşmenin 7. maddesini ihlal ettiği ve bu nedenle de sözleşme hükmüne uygun olarak bir aylık kira bedelinin cezai şart olarak davacı alacağından mahsup edildiği savunulmuştur.
Gerçekten de taraflar arasındaki sözleşmenin 7. maddesinde, taşıma hizmeti verecek araç ve aracın şoförü için bir takım kurallar getirilmiş ve bu kurallara uyulmaması halinde taşımacın birinci defasında uyarılacağı, ikinci defasında 5 günlük kira karşılığı, üçüncü defasında ise bir aylık kira karşılığı cezayı kabul edeceği düzenlenmiştir.
Ancak, davacı taşıyıcının bu kuralları kaç defa ihlal ettiği, kendisine sözleşme uyarınca ilk iki ihlal için bir yaptırım uygulanıp uygulanmadığı belirlenmeksizin davalı savunmasına itibar edilmesi ve alacak miktarına ilişkin değerlendirme yapılması da doğru olmamıştır.
Yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde, mahkemece taşıma konusunda uzman bir bilirkişi ile turizm sektöründe uzman bir bilirkişiden oluşturulacak kuruldan, davalının ve bulunması halinde davaya konu aracın maliki olan dava dışı ...'ün ticari defterlerinin de incelenmesi suretiyle, taraflar arasındaki ilişkinin ne zaman başladığı, tarafların hak ve yükümlülüklerinin ne olduğu, taraflar arasındaki sözleşme hükümlerinin taraflarca yerine getirilip getirilmediği,
davalı tarafından yapılan ödemelerin kapsamı hususlarında ayrıntılı ve gerekçeli bilirkişi raporu alınarak ve sözleşmenin 6. maddesindeki düzenlemenin keyfi bir biçimde kullanılamayacağı gözetilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde denetime elverişli olmayan ve eksik incelemeye dayalı bilirkişi raporu esas alınarak hüküm tesisi doğru görülmemiş, hükmün bu nedenlerle davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2010/10670, K. 2012/3298, 6 Mart 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama