KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2010/11084 E., 2010/10030 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 11 Ekim 2010
- Mahkemesi
- Sulh Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
359 kelime·2 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Çumra Sulh Hukuk Mahkemesi’nce verilen 05.08.2008 tarih ve 2006/457 - 2008/408 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, bazı noksanlıkların ikmali için dosya mahalline gönderilmişti. Bu noksanlıkların giderilerek dosyanın gönderildiği anlaşılmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalının 16.12.1997 tarihinde düzenlenen müşterek ve müteselsil borç senedine dayalı olarak müvekkili hakkında icra takibine geçtiğini, müvekkilinin 27.07.1980 doğumlu olup, takibe konu borç senedinin düzenlendiği tarihte reşit olmadığını, bu nedenle sözkonusu borç senedi ile müvekkilinin yükümlülük altına girmesinin mümkün bulunmadığını ileri sürerek, müvekkilinin borçlu olmadığının tespiti ile takibin müvekkili yönünden iptalini ve davalının % 40’tan aşağı olmamak üzere tazminata mahkumiyetini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkili kooperatife ibraz edilen ikamet senedi ve nüfus cüzdanı örneğinde davacı şahsın doğum tarihinin 27.07.1979 olarak göründüğünü, müvekkili kooperatifin bir kusuru olmadığını, davacının kötü niyetli bulunduğunu, yasal temsilcisinin zımni de olsa sözleşmeyi kabul ettiğini savunarak, davanın reddini ve davacının kötü niyet tazminatına mahkum edilmesini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, sözleşmenin yapıldığı tarihte davacının 18 yaşını doldurmadığı, asıl borçlu olmayıp, kefil olması nedeniyle hakkında takip yapıldığı, sözleşmenin davacı yönünden mutlak butlan nedeniyle geçersiz olduğu, kefalet sözleşmesinin yasak işlemlerden bulunmasından dolayı zımni rıza ile de geçerli hale gelemeyeceği, davacı kefil olduğundan davalı aleyhine sebepsiz zenginleşmesinin de söz konusu olmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile, davacının davalıya takip konusu yapılan müşterek ve müteselsil borç senedi nedeniyle müşterek borçlu, müteselsil kefil sıfatı ile borçlu bulunmadığının, bu sıfatla borcun ifasını deruhte etmiş olmadığının tespitine ve fazlaya ilişkin istem ile icra inkar tazminatı isteminin reddine karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2010/11084, K. 2010/10030, 11 Ekim 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama