KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2010/13344 E., 2011/10504 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 19 Eylül 2011
- Mahkemesi
- Ticaret Mahkemesi
Karar Metni
694 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 13/10/2009 tarih ve 2008/651-2009/532 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin davalı ile 17/11/1999 tarihinde imzaladığı belirsiz süreli acentelik sözleşmesi ve çeşitli tarihlerde bu sözleşmeyi takip eden ve içeriği tamamen aynı olan sözleşmeler gereğince, bu tarihten itibaren aralıksız şekilde davalı şirketin acentesi olarak faaliyette bulunduğunu, sözleşmeler gereğince müvekkilinin Yurtçi Kargo Tepeören Acentesi olarak Yurtici Kargo’nun faaliyet konusu olan Uluslararası Hızlı Kurye ve Kargo Taşımacılığı sözleşme ve işlemlerini Yurtici Kargo nam ve hesabına yaptığını, müvekkilinin uzun yıllar bu faaliyeti eksiksiz olarak yürüterek davalı şirketin iş potansiyelini ve kazancını arttırdığını,
acente sözleşmesi devam ederken sözleşme içeriği değiştirilmeden sadece başlık kısmı değiştirilmek suretiyle 10/09/2007 tarihinde “vekalet sözleşmesi” düzenlendiğini ve ticari ilişkinin devem ettiğini, bu sözleşmenin davalı tarafından 20/05/2008 tarihinde tek taraflı olarak feshedildiğini, bayiin tüm mefruşatının müvekkili tarafından karşılandığını, üstün gayretle ciroyu artırdığını, davalı şirket teftişleri ile de başarısının belgelendiğini, en son Kimmer acenteliğinin müvekkiline verildiğini, davalının haksız şekilde sözleşmeyi feshettiğini, malzeme ve dekorasyonlara onda biri gibi bir fiyatla el konulduğunu,
uzmanlaştığı bir alanda iki yıl çalışmasının da yasaklandığını, kıdem tazminatları ile vergi ve SSK borçlarının müvekkiline ödettirildiğini, müvekkilinin bu şekilde maddi ve manevi zararlara uğradığını, yıllardır emek ve çabası ile müşterilerden elde edilecek gelirlerin de müşteri tazminatı olarak müvekkiline ödenmesi gerektiğini ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 10.000 TL maddi, 10.000 TL manevi tazminat ile 80.000 TL müşteri tazminatının faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, 28/02/2003 tarihli sözleşmenin 01/02/2006 tarihinde karşılıklı mutabakat ile feshedildiğini, davacının müvekkili şirketi gayrikabilirücu ibra ettiğini, müvekkili şirket ile davacı arasında Tepeören Şube vekilliği için akdedilmiş olan 01/02/2006 tarihli sözleşmenin 09/09/2007 tarihinde haklı nedenle feshedildiğini, davacının müvekkilini ibra ettiğini, müvekkili şirket ile davacı arasında Kimmer Şube Vekilliği için akdedilmiş olan 10/09/2007 tarihli sözleşmenin vekalet sözleşmesinin esas unsuru güven ilişkisinin davalı tarafından temelinden sarsılması nedeniyle haklı sebeple feshedildiğini savunarak reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece, sözleşmenin haklı bir neden haricinde sona erdirilmesi durumunda karşı tarafa münasip bir tazminat ödenmesinin hakkaniyet gereği olduğu, ancak davacının tazminat istemlerine konu ettiği sözleşmelere ilişkin olarak 01.02.2006 ve 09.09.2007 tarihli Fesih Protokolü ve İbraname başlıklı ve varlığı da inkar edilmeyen belgelerde, davacının, “davalı tarafından sözleşmenin haklı nedenle feshedildiği, fesihten dolayı hiçbir nam ve ad altında tazminat talep etmeyeceği, cari hesap yönünden beraberce tetkik edilip, tesbit olunduğu üzere başkaca bir alacağının kalmadığı,
demirbaşlar yönünden bedeli ödenmek suretiyle davalı tarafından teslim alındığı, başkaca bir talebinin de bulunmadığı, tüm bu hususların doğruluğunu ve beyanların kendi iradesine dayandığını kabulle, davalı ... gayrikabili rücu ibra ettiği”, acentenin tacir olması nedeniyle tedbirli bir iş adamı gibi hareket etmek durumunda olduğu, varlığı uyuşmazlık dışı bulunan, geçersizliği yönünde bir delil de ileri sürülmeyen “fesih protokolü ve ibranameler” kapsamına göre tacir olan davacının, gayrikabili rücu ibraya rağmen davalıdan tazminat talep etmesinin mümkün olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, taraflar arasındaki “vekalet sözleşmesi” başlığı ile yapılan sözleşmenin davalı tarafından tek taraflı feshi nedeniyle uğranılan zararların tazmini ve senetlerin iptali istemine ilişkindir.
Davacı ile davalı arasında 17.11.1999 tarihinden itibaren acentelik ilişkisi olduğu, 28/02/2003 tarihli sözleşmenin 01/02/2006 tarihinde, 01/02/2006 tarihli sözleşmenin 09/09/2007 tarihinde karşılıklı olarak feshedildiği, davacının bu sözleşmelere ve öncesine dayalı olarak davalıyı gayrikabili rücu ibra ettiği anlaşılmıştır.
Ancak taraflar arasında 10.09.2007 tarihli vekalet sözleşmesinin davalı tarafından 20.05.2008 tarihinde tek taraflı olarak feshedildiği, davacı vekili bu feshin haksız olduğu iddiasıyla tazminat isteminde bulunduğuna göre, mahkemece, 10.09.2007 tarihli sözleşmenin hangi nedenlerle feshedildiği, haklı fesih şartlarının oluşup oluşmadığı araştırılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken bu husus tartışılmadan yazılı şekilde hüküm kurulması;
yine davacı vekili tarafından davalı tarafa verildiği ileri sürülen parasal kısmı boş olan senetlerin iptali ve bu senetlere dayalı borçlu olmadığının tespiti talep edilmesine rağmen mahkemece, bu konu tartışılmadan ve gerekçede hiç değinilmeden karar verilmesi de doğru görülmemiş bozmayı gerektirmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2010/13344, K. 2011/10504, 19 Eylül 2011 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama