KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2010/14005 E., 2012/8982 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 25 Mayıs 2012
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
498 kelime·2 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Avanos Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 01/02/2007 tarih ve 2005/26-2007/40 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili ,müvekkilinin davalı ile kurmuş olduğu ortaklıktaki hisselerini davalıya sattığını ancak bedelini alamadığını, bu nedenle Düsseldorf Yüksek Bölge Mahkemesi'nde görülen alacak davasının 08.10.1992 tarihinde müvekkili lehine sonuçlandığını, 19.10.2004 tarihinde kesinleştiğini ileri sürerek, yabancı mahkeme kararının tenfizine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacının kararı doğrudan icraya vermek yerine dava açmasının kötüniyetli olduğunu, yabancı mahkeme kararının zamanaşımına uğradığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacının davasının haklı olduğu, tenfiz için gereken yasal şartların oluştuğu gerekçesi ile talebin kabulüne karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde değildir.
2- Dava, yabancı mahkeme kararının “tenfizi” istemine ilişkin olup dava ve karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 2675 sayılı Yasa’nın 36 ila 41. maddelerine temas etmektedir. Yabancı mahkeme ilamlarının “tanınması”na ilişkin hükümler ise aynı yasanın 42. maddesinde düzenlenmiş olup yabancı ilamların tenfizi ve tanınması kavramları yasada farklı hükümlerde düzenlendiği gibi içerik itibariyle de farklı kavramlardır.
Davada istem yabancı ilamın tenfizine ilişkin olduğu halde, mahkemece verilen kısa kararda istek dışına çıkılarak yabancı mahkeme ilamının 2675 sayılı Yasa’nın 42. maddesi uyarınca tanınmasına karar verilmiş, gerekçeli kararın gerekçe kısmında istemin tanıma isteği niteliğinde olduğu açıklanıp tanıma şartlarının gerçekleşmiş olduğu vurgulanmış, hüküm kısmında ise 2675 sayılı Yasa’nın 42. maddesinden bahisle “yabancı mahkeme ilamının tanınmasına ve tenfizine” hükmedilmiştir.
Bu durumda, kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki oluştuğu gibi gerekçeli kararın gerekçe kısmı ile hüküm fıkrası arasında da çelişki yaratıldığı açıktır. HUMK'un 388. maddesi, nihai kararın gerekçesi ile birlikte bir bütün olarak yazılmasını, 389. maddesi hükmü de, verilen karar ile iki tarafa yükletilen vazife ve hakların tereddüde yer vermeyecek surette çok açık yazılmasını öngörmektedir.
Kısa kararla gerekçeli karar arasında, gerekçeli kararın hüküm fıkrası ile gerekçe kısmı arasında çelişki olması, yargılamanın aleniyeti, kararların alenen tefhim edilmesine ilişkin HUMK’nun 381/2. ve 382. maddeleri ile yukarıda değinilen buyurucu nitelikteki maddelerine ve keza Anayasa’nın 141. maddesine de aykırı bir durum yaratır. Bu nedenlerle, söz konusu yasa ve anayasa hükümlerine uygun düşmeyen yerel mahkeme kararının bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
3- Öte yandan, davacı yanın tenfiz istemine karşı davalı yanca zamanaşımı savunmasında bulunulmuş olup mahkemece bu savunmanın 2675 sayılı Yasa’nın 7. maddesi çerçevesinde incelenip olumlu-olumsuz bir karar verilmeksizin esasa girilmesi de doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2010/14005, K. 2012/8982, 25 Mayıs 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama