KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2010/14624 E., 2012/5173 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 2 Nisan 2012
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
382 kelime·2 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Konya 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 27.07.2010 tarih ve 2010/157-2010/458 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalı şirketin müvekkilinden para tahsil ettiğini, birçok defa istemesine rağmen geri verilmediğini, davalı şirket aleyhine açılan dava sonucunda Essen Eyalet (Asliye Hukuk) Mahkemesinin 3 O 33/88 numaralı dosyasından verilen 10.11.2008 tarihli kararla davalı şirketin 11.913,10 EURO anaparayı faiziyle birlikte ödemesine ve ödemenin 301511 ve 017203 seri nolu hisse senetlerinin iadesi karşılığı yapılmasına hükmedildiğini ileri sürerek, anılan yabancı mahkeme kararının tenfizini talep ve dava etmiştir.
Davalı, usulüne uygun davetiye tebliğine rağmen davaya cevap vermemiştir.
Mahkemece, yabancı mahkemenin Alman hukukuna göre davayı yürüttüğü ve sonuçlandırdığı, davaya konu mahkeme kararının Lahey Sözleşmesine uygun olarak değil, postaya verilmek suretiyle tebliğ edildiği, kesinleşmiş bir mahkeme kararından sözedilemeyeceği, karar kesinleşmedikçe tenfizinin de mümkün olmadığı, yabancı mahkeme kararının Türk kamu düzenine aykırı olduğu gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının bir kısım gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, yabancı mahkeme kararının tenfiz edilebilmesi için kararın Lahey Sözleşmesi hükümleri uyarınca kesinleşmesinin gerekmesine,
somut olayda ise tenfizi talep edilen kararın Lahey Sözleşmesi uyarınca yetkili makamlar aracılığıyla tebliğ edilmeyip, posta yoluyla tebliğ edilmesi nedeniyle kesinleşmediğinden mahkemece sırf bu nedenle davanın reddine karar verilmesi gerekirken, ayrıca yerinde bulunmayan diğer gerekçelerin de davanın reddine dayanak yapılması doğru değil ise de yukarıda da belirtildiği üzere usulünce kesinleştirilmiş bir karar bulunmadığından yerinde olan bu gerekçeye göre, davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Ancak, davada kendisini vekille temsil ettirmeyen davalı lehine ücreti vekalete hükmedilmesi doğru olmamış, kararın bu nedenle davacı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiş ise de, bu hususun düzeltilmesi yeniden yargılamayı gerektirmediğinden HUMK'nun 438/7. maddesi gereğince kararın düzeltilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2010/14624, K. 2012/5173, 2 Nisan 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama