KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2010/15159 E., 2012/8970 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 25 Mayıs 2012
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
674 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Konya 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 04/05/2010 tarih ve 2008/455-2010/254 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 25/05/2012 günü hazır bulunan davacı vekili Av. .... ile davalı vekili Av. ....dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalı şirketin müvekkilinden tahsil ettiği halde geri ödemediği paranın tahsili için Almanya Cumhuriyeti Mahkemesi nezdinde açılan davanın kabul edildiğini ve bu kararın kesinleştiğini ileri sürerek, anılan yabancı mahkeme kararının tenfizine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, tüm dosya kapsamına göre, tenfizi istenen karar davalıya diplomatik yollardan tebliğ edilmediği için kesinleşmiş bir karardan söz edilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesi yönünden ise; dava, yabancı mahkeme kararının tenfizi istemine ilişkin olup, mahkemece, tenfizi istenilen kararın Türkiye ile Almanya arasında 28.04.1972 tarihinde yürürlüğe giren 1965 tarihli Adli Yardımlaşmaya İlişkin Lahey Sözleşmesi hükümlerine göre yapılmadığı, adi posta yolu ile kararın davalıya tebliğ edildiği, dolayısı ile kararın usulünce kesinleşmediği, kesinleşmeyen yabancı mahkeme kararının tenfizinin mümkün bulunmadığı gerekçesiyle yazılı şekilde hüküm tesis edilmiştir.
Dava tarihinde yürürlükte bulunan 2675 sayılı MÖHUK’nun 34/1. maddesi hükmüne göre, yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilamların Türkiye’de icra olunabilmesi, yetkili Türk Mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlıdır. Yabancı mahkeme ilamının tenfizine karar verilebilmesi için öncelikle ilamın kesinleşmiş olması gerekir. Aynı yasanın
38. maddesinde düzenlenen tenfiz şartları.
Türkiye Cumhuriyeti ile ilamın verildiği devlet arasında mütekabiliyet esasına dayanan bir anlaşma veya o devlette Türk Mahkemeleri’nden verilmiş ilamların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiili uygulamanın bulunması, ilamın Türk Mahkemeleri’nin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması, hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması, kendisine karşı tenfiz istenen tarafın savunma hakkına ilişkin usuli işlemlere uyulmuş olması, Türkler’in kişi hallerine ilişkin davalarda Türk kanunlar ihtilafı kaidelerinin gösterdiği hukukun uygulanmış olmasıdır.
1965 tarihli Hukuki ve Ticari Konularda Adli ve Gayri Adli Belgelerin Yabancı Memleketlerde Tebliğine Dair Lahey Sözleşmesi'nde sözleşmeye taraf olan ülkeler arasında yapılacak tebligatların hangi makam tarafından ve hangi usul çerçevesinde yerine getirileceği belirlenmiş olup, hem Türkiye Cumhuriyeti hem de Almanya anılan sözleşmeye taraftır.1965 tarihli Lahey Sözleşmesi ile kabul edilen istisnai tebligat yöntemlerinden biri de doğrudan posta yolu ile tebligattır.
Bu yönteme,sadece sözleşmenin 10. maddesine çekince koymayan ülkeler açısından başvurmak mümkündür. Türkiye, 10. maddedeki tebligat yöntemini kabul etmeyeceğini bu maddeye koyduğu çekince ile belirtmiştir.
Somut olayda, tenfizi istenen kararın bir suretinin davalıya diplomatik yolla tebliğ edilmediği mahkemece kabul edilerek yazılı şekilde hüküm tesis edilmiş ise de, davacı vekili tarafından dosyaya ibraz edilen yabancı mahkeme kararının tercümesinden kararın davalıya hangi usulle tebliğ edildiği anlaşılamadığı gibi dosya içinde davalıya tebligatın nasıl yapıldığına ilişkin de herhangi bir belge mevcut değildir ve davacı, tenfizi istenen karara karşı davalı tarafça Almanya’da temyiz yasa yoluna başvurularak bilahare bu istemden feragat edildiğini ifade etmiştir. Ayrıca, kararın yurt dışında davalı vekiline tebliğ olunduğu yönünde davacı iddiası da mevcuttur.
Bu itibarla mahkemece, tenfize konu kararın davalıya tebliğine ilişkin belgelerin dosyaya ibrazı sağlanmak suretiyle 1965 tarihli Hukuki ve Ticari Konularda Adli ve Gayri Adli Belgelerin Yabancı Memleketlerde Tebliğine Dair Lahey Sözleşmesi ve MÖHUK uyarınca usulüne uygun kesinleşip kesinleşmediği belirlenmeden eksik incelemeye dayalı yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2010/15159, K. 2012/8970, 25 Mayıs 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama