KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2010/1581 E., 2010/5558 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 18 Mayıs 2010
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
645 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Kahramanmaraş (Kapanan) 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 01.02.2008 gün ve 2007/172 - 2008/24 sayılı kararı onayan Daire’nin 09.11.2009 gün ve 2008/7339 - 2009/1155 sayılı kararı aleyhinde davacı vekili tarafından karar düzeltilmesi isteğinde bulunulmuş ve karar düzeltme dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya için düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili şirketin 2000 yılında kurulduğunu, kurulduğu tarihten itibarende davalı şirkete ait MADO markalı ürünlerin satışı ile kendisine ait “Mahfel Geleneksel Buluşma” ibaresini kullanarak faliyette bulunduğunu, Mahfel isminin Bursa'da tarihi mekan olduğunu, müvekkili şirketin kurucu ortağı ...'in bu yeri Mahfel ismi ile 30 yıl işlettiğini, daha sonra müvekkili şirketin bu isimle kurulduğunu, yoğun faaliyetler ile bu ismi piyasada maruf hale getirdiğini, ibarenin marka olarak tescili amacıyla yaptıkları girişimde davalı tarafından “Mahfel MADO Geleneksel Buluşma” ibaresi ile marka olarak tescil edildiğini öğrendiklerini,
davalının bu markayı bu güne kadar hiçbir üründe kullanmadığını, ticari ilişki nedeniyle bu ibarenin müvekkiline ait olduğunu bilmelerine rağmen kötüniyetli tescil ettirdiklerini, 556 s. K.H.K.nin 8.maddesine göre hükümsüzlük koşullarının oluştuğunu ileri sürerek, davalının anılan markasının hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin MADO ürünlerinin Bursa'da dava dışı şirket tarafından Mahfel MADO adlı işletmede satışa sunulduğunu, daha sonra davacı şirket ile de bir süre ticari ilişki kurulduğunu, mahfel ibaresinin toplanma yeri anlamına gelip, tek başına tekel altına alınabilecek ibare olmadığını, davacının bu kelime üzerinde hakkı bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, mahfel isminin Bura'da tanınan bir yer olduğunun davacının kabulünde olduğu, davacının bizzat kendisinin tanınmış hale getirmediği, davalının markasının iptalini gerektiren üstün ve öncelikli bir hakkını ispat edemediği, davacı şirketin ünvanında bu ismin yer almasının davacıya bu davada hak vermeyeceği gerekçesiyle, davanın reddine dair verilen karar,davacı vekilinin temyizi üzerine onanmıştır.
Davacı vekili ,karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
1-Dosyadaki yazılara, mahkeme kararında belirtilip Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere göre, davacı vekilinin HUMK’nun 440. maddesinde sayılan hallerden hiçbirisini ihtiva etmeyen ve aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer karar düzeltme itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2-Dava dilekçesinde ve cevaba cevap dilekçesinde, davacı yan 556 sayılı KHK'nın 8 nci maddesinde yer alan nispi red nedenlerini dayandığını açıklamış olup, tescilli unvanında yer alan "mahfel" kelimesini de davalının markası içerisinde tescil ettirdiğini ileri sürmekle, anılan 8 nci maddenin 5 ncı fıkra hükmüne de dayandığının kabulü gerekir.
8/3 ncü maddesine dayalı nispi red nedenini kanıtlayamamışsa da, davacı unvanının davalının tescil tarihinden önce tescil ettirildiği dosya kapsamı ile sabit olup, bu maddeye dayanan davacının davalı tescilinin hükümsüzlüğünü talep hakkını haiz olduğu kuşkusuzdur. Davacının unvanı terkin ettirilinceye kadar davacıya hak sağlayacağından, ayakta olduğu sürece davalının markasını terkin ettirme hakkını ilke olarak marka itibaren tescilinden 5 yıl içerisinde sahiptir.
Esasen mahkemece de, davacı unvanının davalının marka tescilinden önce tescil ettirildiği kabul edilmiş ise de, "mahfel" ibaresinin unvanda yer almasının markayı terkin hakkı vermeyeceği sonucuna varmış olup, bunun somut kanıtları ve dayanakları gerekçede açıklanmamıştır. "Mahfel" ibaresi davacının unvanının "çekirdek" sözcüğü olup, bu ayırt edici ibarenin davalı markasını oluşturan ibarelerden biri olarak kullanılması anılan 8/5 nci madde hükmüne aykırıdır.
Bu durumda, davanın bu madde hükmü kapsamında de alınıp KHK'nde düzenleme bulunmadığından bölünmesi mümkün olmayan davalı markasının tamamının hükümsüzlüğüne karar verilmesi gerekirken, davanın reddi doğru olmamıştır.
Davacı vekilinin bu yöne de ilişen temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının bozulması gerekirken, kararın onandığı anlaşıldığından davacı vekilinin bu yöne ilişkin karar düzeltme itirazının kabulü ile Dairemiz'in 09.11.2009 tarih ve 2008/7339 E - 2009/11555 K sayılı onama ilamının kaldırılması ve yerel mahkeme kararının bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2010/1581, K. 2010/5558, 18 Mayıs 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama