KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2010/16413 E., 2012/6552 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 20 Nisan 2012
- Mahkemesi
- Ticaret Mahkemesi
Karar Metni
580 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Mersin 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 15/07/2010 tarih ve 2009/71-2010/195 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili sigorta şirketi tarafından nakliyat sigorta poliçesi ile sigortalanan bakır elektrik kablolarının .....’ın sürücüsü olduğu araç ile Irak’a götürülmek üzere Çorlu'daki Vatan Kablo A.Ş. fabrikasından yüklendiğini, Mersin’deki gümrük işlemlerinin ardından aracın Osmaniye’de boş ve terk edilmiş olarak bulunduğunu, olay nedeniyle sigortalıya 112.217, 59 TL hasar tazminatı ödendiğini, davalı şirketin hasardan sorumlu olduğunu, bu nedenle davalı hakkında başlattıkları icra takibine davalının itiraz ettiğini ileri sürerek, davalı hakkındaki icra takibinin devamına ve müvekkili lehine icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davaya konu bakır elektrik kablolarının taşındığı çekici ve dorsenin müvekkili adına kayıtlı olsa da söz konusu araçların yaklaşık iki yıl önce .... isimli kişiye satıldığını ve müvekkili ile sürücü arasında istihdam ilişkisi bulunmadığını bildirerek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davaya konu malın çalındığı araçların her ikisinin de davalıya ait olduğu, davalı şirketin taşıma yapan araçların maliki olması nedeni ile hasardan sorumlu olduğu, her ne kadar davalı vekili tarafından araçların ...’a satıldığı iddia edilmiş ise de bu konuda hiçbir belge sunulamadığından bu iddianın ispat edilemediği, ayrıca araçlarla ilgili uluslar arası taşıma yetki belgelerinin de davalı şirket adına olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile davalı hakkındaki icra takibinin 112.217,59 TL üzerinden devamına, alacak likit olmadığı için icra inkar tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1 - Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde değildir.
2 - Ancak, uyuşmazlık, taşıma sözleşmesinden kaynaklanmaktadır. Taşımanın yapılacağı güzergah dikkate alındığında dava konusu taşıma, uluslararası niteliktedir. Karayolu ile milletlerarası taşımacılıkta yeknesak bir düzenleme oluşturmak amacıyla düzenlenen “Eşyaların Karayolunda Uluslararası Nakliyatı İçin Mukavele Sözleşmesi’ne (CMR) Türkiye de 14.12.1993 gün ve 21788 Sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan 3939 Sayılı Yasa ile katılmayı kabul etmiştir.
CMR’nin kapsamını belirleyen 1. maddesi uyarınca bu sözleşme, yükleme ve teslim için belirlenen yerin en az birisi akit ülke olan iki ayrı ülkede olması halinde, tarafların ikametgah ve milliyetine bakılmaksızın ücret karşılığında yüklerin taşıt ile karadan taşınmasına ait her mukaveleye uygulanacaktır. Anılan sözleşme, Anayasamızın 90. maddesi uyarınca milli hukukumuzun bir parçası haline gelmiş durumdadır.
Yargıç, HUMK.nun 76. maddesi uyarınca CMR hükümlerini kendiliğinden öncelikle uygulamak zorundadır. Bu sözleşmede taşıyıcı sıfatı, tarafların hak ve sorumlulukları farklı hükümlere tabi tutulmuştur.
Somut olayda dava doğrudan uluslararası taşıma sözleşmesinin tarafı olduğu iddia edilen taşıyıcı aleyhine açılmıştır. CMR hükümlerine tabi taşımalarda da taşıyan, teslim aldığı gönderiyi tam ve sağlam bir şekilde alıcısına teslimle mükelleftir. O halde, uyuşmazlığın CMR Konvansiyonu hükümlerine göre çözümleneceği dikkate alınıp, iddia ve savunma kapsamında aralarında uluslararası taşıma hukukunda uzmanın da bulunduğu bilirkişi kurulundan rapor alınması ve tüm kanıtların birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken CMR hükümlerine göre değerlendirme yapmayarak tazminat miktarını belirleyen bilirkişi heyeti raporu benimsenerek yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2010/16413, K. 2012/6552, 20 Nisan 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama