KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2010/2884 E., 2010/4103 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 12 Nisan 2010
- Mahkemesi
- Ticaret Mahkemesi
Karar Metni
901 kelime·5 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Kocaeli Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 10.07.2008 tarih ve 2007/68-2008/250 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin davalı kooperatifin ortağı olduğu hususunun mahkeme kararı ile tespit edildiğini ve anılan kararın kesinleşmiş olduğunu, bu karar sonrasında davalıdan müvekkilinin ortak olarak kaydının yapılmasının istendiğini; ancak, davalının anasözleşmede belirtilen belgelerin temini ve mali yükümlülüklerin yerine getirilmesine yönelik olarak müvekkiline ihtarda bulunduğunu, bu amaçla gönderilen ihtarnamelerin usulsüz olduğunu, bu ihtarlara dayalı olarak müvekkilinin ortaklıktan ihracına karar verilmesinin yasaya aykırı bulunduğunu ileri sürerek, müvekkili hakkında alınan ihraç kararının iptalini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacıya yasal zorunluluktan kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmesi için anasözleşmede yazılı şartlar uyarınca ihtarda bulunulduğunu, ancak davacının ihtarlarda belirtilen yükümlülüklerini yerine getirmediğini, alınan ihraç kararının yerinde bulunduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre davacı hakkında alınan önceki ihraç kararının iptaline ilişkin kararın kesinleşmesinden sonra hemen ihraç işlemine girişildiği ve anasözleşmenin 10 ncu maddesinde belirtilen hususların yerine getirilmesi için birinci ihtarın gönderildiği, ihtarda verilen 10 günlük sürenin kısa olduğu, davalının objektif iyiniyet kurallarına aykırı hareket ettiği, bu sebeple yapılan ihraç işleminin iptalinin gerektiği sonucuna varılarak, davanın kabulü ile davacı hakkında alınan ihraç kararının iptaline karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Dava, davalı kooperatif ortaklığından ihraç kararının iptali istemine ilişkindir.
Dosyaya sunulan bilgi ve belgelerin incelenmesinden, davalı kooperatifçe davacı ortağının iki nedene dayanılarak ihraç edildiği anlaşılmaktadır. Bu nedenlerden ilki davacının anasözleşmenin 10. maddesinde belirtilen belgeleri, ihraç kararının dayandığı iki ihtarda verilen sürelere rağmen temin edememesidir.
Mahkemece bu konuda sadece davacıya anılan belgeleri temin etmesi için ilk ihtarnamede 10 günlük süre verilmesinin yetersiz ve bu nedenle kötü niyetli olduğu gerekçesine dayanılmış ve ihraç kararının iptaline karar verilmiştir. Oysa kooperatifçe anılan belgeleri temin etmesi için davacıya 30 günlük süre tanıyan ikinci bir ihtarname daha keşide edilmiş olup, bu iki ihtarda belirtilen toplam süre dikkate alınırsa, verilen sürelerin yetersiz olduğu söylenemez.
Esasen davacı da birinci ihtarnameye verdiği cevabi ihtarda, kendisine 30 günlük süre verilmesini istemiş, kooperatifçe bu istem yerine getirilerek keşide edilen ikinci ihtarda 30 günlük süre verilmiştir. Ancak, davacı tarafından ilk ihtardan sonra anılan belgelerin davalı kooperatife noter aracılığıyla keşide edilen bir ihtarname ile gönderildiği ileri sürülmüş, davalı kooperatifçe de bu husus kabul edilmiştir.
Bu durumda davalı kooperatifçe hangi belgelerin eksik olduğu belirtilmeden ikinci ihtarnamenin keşide edilmesi suretiyle davacının ihraç edilmesi doğru olmamıştır. Dolayısıyla mahkemece ihtarnamelerde verilen sürelerin yetersiz olduğu gerekçesiyle ihraç kararının haksız sayılması yerinde değilse de mahkemenin bu kabulü, yukarıda açıklanan nedenlerle sonucu itibariyle doğrudur.
Davacının ihracının dayandığı ikinci neden, aidat ve gecikme faizi borcunun süresinde ödenmemesidir.
Mahkemece bu konuda Dairemize intikal eden emsal dosyalarda görüşüne başvurulan bilirkişi raporunda, davalı kooperatifçe keşide edilen ihtarnamelerde talep edilen aidat ve gecikme faizi alacağının, hangi genel kurul kararlarıyla belirlendiğinin ihtarnamelerde açıklanmadığı, ayrıca ikinci ihtarnamede verilen 30 günlük sürenin usulüne uygun olmadığı gerekçesiyle ihraç kararının dayandığı ihtarnamelerin usulsüz olduğu bildirilmiş ve bu nedenle de ihtarnamelerde istenen aidat ve gecikme faizi miktarlarının doğru olup olmadığı yönünde bir hesaplama yapılmamıştır.
Oysa anılan ihtarnamelere ekli listelerde aidat ve gecikme faizi alacaklarının tek tek hangi aylara ait olduğu belirtilmiş olup, ihtarnamelerde ayrıca bu miktarların hangi genel kurul toplantılarında kararlaştırıldığının belirtilmesi zorunluluğu bulunmamaktadır.
Yine Kooperatifler Kanunu’nun 27. maddesinde ortağa gönderilecek 2. ihtarda bir aylık süre verilmesi gerektiği ve bu sürenin ortağın aleyhine olacak bir şekilde değiştirilemeyeceği belirtilmiş ise de ortağın lehine olacak veya aynı sonucu doğuracak bir sürenin verilmesi halinde, bir ay ibaresi kullanılmasa bile o ihtarın usulsüzlüğünden bahsedilemez.
Somut olayda da davacıya gönderilen ikinci ihtarda 30 günlük ödeme süresi tanınmış ise de bu ihtarname davacıya 11.11.2006 tarihinde tebliğ edilmiştir. Dolayısıyla ihtarnamenin tebliğ edildiği ay dikkate alınırsa bu yönde bir usulsüzlükten de söz edilemez.
Dava konusu ihraç kararının dayandığı ihtarnamelerde şekli yönden başka bir eksiklik de bulunmadığından, artık ihtarlarda talep edilen aidat ve gecikme faizi alacağının miktar itibariyle doğru olup olmadığının incelenmesi gerekecektir. Nitekim davacı tarafından da bu rakamların ve hesaplamanın hatalı olduğu konusunda ayrıntılı itirazlar ileri sürülmüştür.
O halde mahkemece anılan ihtarnamelere ekli listelerde belirtilen aidat ve gecikme faizi taleplerinin dayandığı genel kurul kararlarının tamamının getirtilerek, davalı kooperatif talebinin miktar açısından doğru olup olmadığının bilirkişi aracılığıyla tespit ettirilmesi ve miktarda bir farklılık varsa bunun ihraç kararını geçersiz kılıp kılmayacağının değerlendirilmesi gerekirken, eksik incelemeye dayanılarak yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır.
Ayrıca, davacı tarafından ihraç kararının dayanağı olarak keşide edilen ilk ihtardan sonra kısmi ödemede bulunulduğu ileri sürülmüş olup, davalı kooperatifçe de bu ödeme olgusu kabul edilmiştir. Mahkemece bu iddianın doğru olup olmadığı, bir ödeme varsa bu ödemenin ihtarnamelere konu edilen borç dönemine ilişkin bulunup bulunmadığı, eğer ihtarnamelerdeki borç dönemine ilişkin ise yapılan ödeme miktarının ikinci ihtarda gösterilip gösterilmediği de incelenmemiştir. Oysa ortağa gönderilen ilk ihtardan sonra, bu ihtarda talep edilen borç dönemine ilişkin bir ödeme yapılmış ise bu ödemenin ikinci ihtarda borçtan indirilmesi ve ondan sonra ikinci ihtarın gönderilmesi gerekir. Aksi halde ikinci ihtar geçersizdir ve bu ihtara dayanılarak ihraç kararı verilemez.
Bu durum karşısında mahkemece, uyuşmazlığın yukarıda açıklanan şekilde incelenip değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeye dayanılarak yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2010/2884, K. 2010/4103, 12 Nisan 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama