KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2010/3838 E., 2010/6984 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 17 Haziran 2010
- Mahkemesi
- Ticaret Mahkemesi
Karar Metni
538 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Beyoğlu Asliye 1.Ticaret Mahkemesi’nce verilen 10.04.2008 gün ve 2007/165-2008/97 sayılı kararı onayan Daire’nin 11.01.2010 gün ve 2008/8045-2010/113 sayılı kararı aleyhinde davacı vekili tarafından karar düzeltilmesi isteğinde bulunulmuş ve karar düzeltme dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya için düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
Davacı vekili, davalı şirketin kurucu üyesi, 24.04.2006 tarihinde yapılan genel kurul toplantısına göre de 83.500 payı olan müvekkilinin murisi ...’un 08.02.2007 tarihinde vefat ettiğini, ...’un ölümünden sonra murisin şirketteki hissesinin sorulduğunu, ölüm tarihi itibariyle şirketteki pay ve paydaş durumunun belirlenmesinin mümkün olmadığının bildirildiğini, hisselerin hamiline yazılı hisse senetleri olarak bastırılıp ortaklara dağıtılmasına karşın müvekkilinin murisine ait hisse senetlerinin devredilmediğini, ancak nerede olduğunun da bilinmediğini, şirket kasasında olma ihtimalinin yüksek olduğunu,
genel kurullarda payların temsil edilmesinin denetlenmesi açısından hamiline yazılı hisse senetlerinin şirkete tevdi edilmesinin zorunlu bulunmasına nazaran senetlerin paydaşlara iade edildiğinin ispat yükünün şirkete ait olduğunu ileri sürerek, davacının murisi ...’ın davalı şirkette 83.500 adet hisse senedine veya daha fazla saptanması halinde o miktar hisse senedine sahip ve ortak olduğunun tespitini istemiştir.
Davalı vekili, müvekkili şirketin 500.000 YTL ödenmiş sermayesi olduğunu ve şirket anasözleşmesi hükümlerine uygun olarak hamiline hisse senetlerinin basıldığını, şirkette sahip oldukları hisseleri karşılığında ortaklara dağıtıldığını, ...’ın 24.04.2006 tarihli toplantıya hisse senetlerini ibraz etmek sureti ile katıldığını, ancak adı geçene ait olduğu söylenen hisse senetlerinin hiçbir şekilde davalı şirkette bulunmadığını, davacı tarafından gönderilen 08.02.2007 tarihli ihtarname ile şirketteki hisse miktarı ve ortaklık durumunun bildirilmesinin istendiğini, ancak pay defterine göre 08.02.2007 tarihi itibariyle şirketteki pay ve paydaş durumunun belirlenmesinin mümkün olmadığının bildirildiğini savunarak, davanın aktif husumet ve esas yönünden reddini istemiştir.
Mahkemece, davalı şirketin 24.04.2006 tarihli olağan genel kurul toplantısına ait hazirun cetveline göre ...’un genel kurul toplantısına katıldığı, 83.350 adet hisse sahibi olduğunun anlaşıldığı, miras bırakanın terekesinde bulunmayan ve mirasçısı davacı tarafından da nerede olduğu bilinmeyen miras bırakana ait hamiline yazılı hisse senetleri için izlenmesi gereken yolun TTK’nun 573. ve devamı maddeleri hükümlerince iptali yoluna gidilmesi,
hak sahibi oldukları ispatlanan ve iptal edilen hisse senetlerinin yerine şirketten yeni hisse senetlerinin basılarak verilmesinin talep edilmesi gerektiği, ancak davalı şirketin 28.03.2008 tarihinde yapılan genel kurul toplantısına ait hazirun cetveline göre davacı tarafından miras bırakanları ...’ın sahip olduğu iddia edilen 83.350 adet hisse senedini de kapsayacak şekilde tüm hissedarların katılımı ile genel kurulun yapıldığı, genel kurulda daha önce hisse sahibi olanların dışında ...ve ...’nun da genel kurula katıldığı,
hak sahibi iddiasıyla davacı tarafından bu hisse senetleri için sahip olan kişiler aleyhine açılacak davada iddialarının tartışılması gerektiği ve pay sahibi kişilerin belirli olduğu gerekçesiyle davanın reddine dair verilen karar davacı vekilinin temyizi üzerine Dairemizin 11.01.2010 tarihli kararı ile onanmıştır.
Davacı vekili karar düzeltme isteminde bulunmuştur. Dosyadaki yazılara, mahkeme kararında belirtilip Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere göre, davacı vekilinin HUMK’nun 440. maddesinde sayılan hallerden hiçbirisini ihtiva etmeyen karar düzeltme isteğinin reddi gerekir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2010/3838, K. 2010/6984, 17 Haziran 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama