KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2010/4046 E., 2010/8308 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 13 Temmuz 2010
- Mahkemesi
- Ticaret Mahkemesi
Karar Metni
747 kelime·4 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce bozmaya uyularak verilen 08.12.2009 tarih ve 2009/42 - 2009/788 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak taraf vekilleri tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 13.07.2010 gününde davacı avukatı ... ile davalı avukatı ... gelip, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatları dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalı şirketin müvekkilinin hesabından yüksek miktarda paralar tahsil edilmiş gösterilerek kredili hesaba dönüştürüldüğünü, kredi limitlerinin aşılmasına rağmen hesabın kat edilmediğini, davacının bilgisi ve talimatı dışında kullandırılan kredilerden dolayı yüksek faiz ve komisyon tahsil edilmek suretiyle davacının zarara uğratıldığını ileri sürerek, 162.808 TL maddi zararın davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacıya ekstrelerinin düzenli olarak gönderildiğini, Eylül 2000 sonu itibariyle taraflar arasında hesap mutabakatının sağlandığını, ihtilafın 15.000 lot Medya Holding hisse senedinin sırasının kapatılması sebebiyle teminat dışı kalmasından kaynaklandığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne, 4.937,93 TL’nin 16.02 2001 tarihinden itibaren avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline dair verilen karar, davacı vekilinin temyizi üzerine sair temyiz itirazları reddedilip, "mahkemece öncelikle davacıdan 120,00 TL para yatırdığına dair yazılı belgesi olup olmadığı sorularak ibraz ettirilmek ve ayrıca davalı şirket kayıtları üzerinde inceleme yaptırılarak anılan tarihte şirket kayıtlarına belirtilen nisbette nakit girişi olup olmadığı incelettirilerek neticesine göre bir karar verilmek gerektiği, ayrıca,
mahkemece (288) TL'nın usulsüz bir ödeme olduğu benimsendiği halde hükme dayanak yapılan bilirkişi raporunda bu miktar için davacı hesabına yürütülen (68,86 TL) faizin davalıdan tahsiline karar verilmemesinin de doğru olmadığı" gerekçesiyle davacı yararına bozulmuştur.
Mahkamece, bozmaya uyulmuş, bozma sonrası alınan ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davacı tarafından gerek 120,00 TL paranın şirkete nakden yatırıldığına gerekse bahsi geçen gayrimenkulün satışına veya bu paranın ...'den nasıl tahsil edildiğine dair ya da adı geçen kişinin parayı bir bankadan çektiyse bu işleme ilişkin kanıt sunulmadığı, davacı hesabında yer alan giriş ve çıkış kayıtları ile ilgili olarak davalı tarafça yapılan savunmada adı geçen ...'in mahkemeye 15/01/2001 tarihinde hesabına 60.000 TL yatırmadığını içeren yazılı beyanda bulunduğu, bu beyanın değerlendirilmesinin mahkemenin takdirinde olduğunun bildirildiği,
diğer taraftan söz konusu beyanda sadece 60.000 TL ödemeye ilişkin açıklamalara yer verilip aynı tarihte hesaba yatırıldığı görünen 2 ödemeden bahsedilmesinin dikkat çekici olduğunun ve davalı şirketin 15/01/2001 tarihli kasa kayıtlarından davacı adına kayıtlı 120.000,00 TL lik nakit girişi ile ... adına kayıtlı 160.000,00 TL lik nakit girişinin o gün itibariyle yapılan nakit ödemelerde kullanıldığının anlaşıldığı, 120.000,00 TL yatırılan paranın 16/01/2001 tarihinde talimatı dışında davacının hesabından çekildiğinin kabulü gerekeceğinin vurgulandığı,
buna göre, 15/01/2001 tarihinde davacının hesabına 120.000,00 TL yatırıldığı ve bu paranın 16/01/2001 tarihinde davacı talimatı dışında hesaptan çekildiğinin kabulü gerekeceğinden bu durumda davacının bu miktar alacaklı olduğu düşüncesine varıldığı gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile 120.000,00 TL nin 16/02/2001 den itibaren değişen oranlarda avans faiziyle birlikte davalıdan alınıp davacıya verilmesine, koşulları bulunmayan kötü niyet tazminat isteminin ve fazla talebin reddine karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir. 1-Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2-Davacı vekilinin temyizine gelince; bozma öncesinde mahkemece davanın kısmen kabulü ile 4.937.93 TL'nın faiziyle birlikte davalıdan tahsiline ilişkin tesis edilen hüküm davalı yan tarafından temyiz edilmemekle kesinleşmiş olup, bozma sonrasında mahkemece "kısmen kabul edilen hüküm bölümü kesinleştiğinden, bu kesime ilişkin hüküm tesisine yer olmadığına" kararı verilmesi gerekirken, bu bölüm için bu şekilde hüküm kurulmaması,
diğer anlatımla fazlaya ilişkin istemin reddine yönelik hükmün davacı yararına bozulması sonrasında bozma kapsamına ilişkin olarak davanın kısmen kabulüne karar verilmekle yetinilmesi ve bozma ile kesinleşen kesime ilişkin olduğu anlamına da gelebilecek şekilde "fazla talebin reddine" karar verilmesi suretiyle tereddüte yol açacak tarzda hüküm tesisi doğru olmamıştır.
Öte yandan, bozma ilamının 3 nolu bendinde davanın kısmen kabul edilen bölümü kapsamında kalan 288,00 TL'nın faizi olan 68.86 TL'nın davalıdan tahsiline karar vermesi gerektiğine ilişkin uyulan bozma kapsamında yönelik mahkemece, "68.86 TL'nın davalıdan tahsiline" karar verilmesi gerekirken, bu yönde hüküm tesis edilmemesi de keza hatalı olmuştur.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2010/4046, K. 2010/8308, 13 Temmuz 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama