KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2010/4333 E., 2010/5391 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 14 Mayıs 2010
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
483 kelime·2 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Ankara 26.Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 10.06.2008 gün ve 2008/5 - 2008/253 sayılı kararı onayan Daire’nin 28.01.2010 gün ve 2008/10723 - 2010/927 sayılı kararı aleyhinde davalı banka vekili tarafından karar düzeltilmesi isteğinde bulunulmuş ve karar düzeltme dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya için düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin davalı bankanın Atatürk Bulvarı Şubesi nezdinde TL hesabı bulunduğunu, internet bankacılığının çok güvenli olduğuna dair davalı bankanın garanti vermesi nedeniyle davacının internet üzerinden de işlem yaptığını, ancak kimliği belirsiz kişi veya kişilerce davacı hesabına internet üzerinden girilerek 21.01.2004 tarihinde 40.000.000.000.-TL 23.01.2004 tarihinde de 1.256.000.000.-TL tutarında işlemlerle havale ve telefona köntör yüklendiğini, davacının uğradığı zarardan gerekli önlemleri almayan davalı bankanın sorumlu olduğunu ileri sürerek, şimdilik 41.256.000.000.-TL'nın 23.01.2004 tarihinden itibaren reeskont faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davalı banka vekilince temiyz edilmiş, Dairemizce onanmıştır.
Bu defa davalı banka vekili karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
Dava, davalı banka nezdinde açılmış olan hesapta bulunan paranın davacının bilgisi ve izni dışında internet yolu ile yapılan işlemler sonucu çekilmesi suretiyle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir.
Bankalar kendilerine yatırılan paraları mudilere istendiğinde veya belli bir vadede ayni veya misli olarak iade etmekle yükümlüdür (4491 sayılı Yasa ile değişik 4389 sayılı Bankalar Kanunu 10/4 ve 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 61.maddesi). Bu tanımlamaya göre, mevduat ödünç ile usulsüz tevdi sözleşmelerinin niteliklerini taşıyan kendine özgü bir sözleşmedir.
BK'nun 306 ve 307. maddeler uyarınca ödünç alan, akdin sonunda ödünç verilen parayı eğer kararlaştırılmışsa faizi ile iadeye mecburdur. Aynı Yasa’nın 372/1. maddesi uyarınca usulsüz tevdide paranın nef’i ve hasarı mutlak şekilde saklayana geçtiği için ayrıca açıklamaya gerek kalmadan saklayan bu parayı kendi yararına kullanabilir.
Bu açıdan değerlendirildiğinde, usulsüz işlemle çekilen paralar aslında doğrudan doğruya bankanın zararı niteliğinde olup, mevduat sahibinin bankaya karşı alacağı aynen devam etmektedir. Usulsüz işlemlerin gerçekleşmesinde ispatlandığı takdirde mevduat sahibinin müterafık kusurundan söz edilebilir ve banka bu kusur oranı üzerinden hesap sahibinin alacağından mahsup talebinde bulunabilir.
Somut olayda, davacıya ait para, davalı bankaya karşı gerçekleştirilen sahtecilik işlemi ile hesaptan bir başka hesaba havale edilmiş olup, bu durum davalı bankayı aldığı mevduatı iade etme yükümlülüğünden kurtarmayacağı gibi, ispat yükü kendisinde olan davalı banka davacıya vermiş olduğu şifre ve parolanın davacının kusuru ile ele geçirildiğini kanıtlayamamıştır. Dosyadaki yazılara, mahkeme kararında belirtilip Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere göre, davalı banka vekilinin HUMK’nun 440. maddesinde sayılan hallerden hiçbirisini ihtiva etmeyen karar düzeltme isteğinin reddi gerekir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2010/4333, K. 2010/5391, 14 Mayıs 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama