KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2010/4754 E., 2012/5432 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 5 Nisan 2012
- Mahkemesi
- Ticaret Mahkemesi
- Birleşen dava
- ANKARA 5.ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ 2009/469 ESAS
- Birleşen dava
- ANKARA 9.ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ 2005/397 ESAS
Karar Metni
981 kelime·5 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Ankara 2.Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 16.12.2009 tarih ve 2002/171 - 2009/693 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacılar vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 03.04.2012 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan asıl ve birleşen dosyalarda davacılar vekili Av. ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacılar vekili, müvekkillerinin davalı şirketin ortağı olduğunu, şirketin 29.12.1989 tarihli genel kurulunda yapılan sermaye artırımı sonucu 5 ortaklı aile şirketine dönüştürüldüğünü, bu toplantıya çağrının usulsüz yapıldığını, nama yazılı hisse senetlerinin hamiline yazılı hale dönüştürülmesine ilişkin genel kurul kararlarının da usulsüz çağrı ile yapıldığını ileri sürerek 29.12.1989 ve 21.10.1998 tarihli genel kurulların iptaline, müvekkillerinin hisse miktarının tesbitine ve rüçhan haklarının saklı tutulmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
İşbu dosya ile birleşen Ankara 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2005/469 esas sayılı dosyada davacılar vekili, müvekkillerinin 1972 yılında kurulan şirketin kurucu ortakları olduğunu, şirketin 09.10.1987, 29.12.1989 ve 21.10.1998 tarihli genel kullara çağrılmadıkları için katılamadıklarını, buna rağmen asaleten veya vekaleten toplantıda hazır gösterildiklerini, şirketin maliki olduğu taşınmazlara konut yaparak sebebsiz zenginleştiklerini ileri sürerek 09.10.1987, 29.12.1989 ve 21.10.1998 tarihli genel kurulların butlan ile malul olduklarının tesbitine , müvekkillerinin davalı şirketin hissedarı olduklarının ve hisse miktarının tesbitine ve rüçhan haklarının saklı tutulmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
İşbu dosya ile birleşen Ankara 9. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2005/397 esas sayılı dosyada davacılar vekili, müvekkillerinin 1972 yılında kurulan şirketin kurucu ortakları olduğunu, davalı kişilerin başlangıçta şirketin ortağı olmadıkları halde bir takım hilelerle şirketi 1984 ve 1985 yıllarında ele geçirdiklerini, şirketin 1987 yılında unvanını değiştirip daha sonra 1989 yılında tekrar eski unvana döndüklerini ve sermaye artışı yapıp hisse
senetlerini ele geçirdiklerini, genel kurullara çağrılmadıkları halde asaleten veya vekaleten hazır gösterildiklerini, alınan kararların yoklukla malul olduğunu ileri sürerek 09.10.1987, 29.12.1989 ve 21.10.1998 tarihli genel kurulların butlan ile malul olduklarının tesbitine, müvekkillerinin davalı şirketin hissedarı olduklarının ve hisse miktarının tesbitine ve rüçhan haklarının saklı tutulmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili, esas davada önce iptal talep edilip sonra butlan talep edilemeyeceğini, davanın üç aylık süreden sonra açıldığını, 15.07.1982 tarihli genel kurulda yapılan anasözleşme değişikliği ile hisse senetlerinin hamiline yapıldığını, bu değişikliğin Ankara 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 1983-231/1983-273 sayılı kararı ile onandığını, çağrıda usulsüzlüğün butlan nedeni olmadığını, şirketin durumunun düzeltilmesinden sonra böyle bir dava açılmasının iyiniyetle bağdaşmadığını savunarak davanın reddine talep etmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, öncelikle davada iptal davası açmak için üç aylık sürenin geçtiği, 15.07.1982 tarihli genel kurul kararı ile şirkette nama yazılı hisse senedinin kalmadığı, alınan kararın 16.04.1983 tarihli ticaret sicil gazetesinde yayınlandığı, bu durumda davacıların nama yazılı hisse senetlerine dayanarak paylarının tesbitine ve ileride yapılacak sermaye artışları bakımından rüçhan haklarının saklı tutulmasına yönelik istemlerinin kabulüne olanak bulunmadığı,
uzun süre şirket ile irtibata geçilmemesinin, genel kurul toplantılarının yapılıp yapılmadığının sorgulanmamasının yaşamın olağan akışına aykırı olduğu gerekçesiyle asıl ve birleşen davaların reddine, davalılar Ayten, Muzaffer ve ... hakkındaki davaların ise pasif husumet nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacılar vekili temyiz etmiştir. 1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve genel kurul kararlarının iptali ve yokluğunun tesbitinin dava tarihlerine göre 15 ve 18 yıl sonra ileri sürülmesinin mümkün bulunmamasına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bent dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2-Asıl ve birleşen davalarda davacılar genel kurul kararlarının iptali ve butlanla malul olduğunun tesbiti istemleri yanında müvekkillerinin davalı şirketin hissedarı olduklarının ve hisse miktarının tesbitine ve rüçhan haklarının saklı tutulmasına karar verilmesini de talep ve dava etmişlerdir.
Davacılar tarafından dosyaya sunulan hisse senetleri davacılara teslim edildikten sonra zaman içerisinde davalı şirketin sermaye artırımına gittiği, 15.07.1982 tarihinde yapılan genel kurul toplantısında artırılan sermaye ile birlikte tüm payların hamiline yazılı hisse senedine bağlandığı dosya içeriğindeki genel kurul tutanakları ve Ticaret Sicil Gazeteleri'nden anlaşılmaktadır.
Anayasa ile teminat altına alınan mülkiyet hakkının kanunlardaki istisnalar saklı kalmak kaydıyla ortadan kaldırılması mümkün bulunmamaktadır. Yine, hisse senetleri, anonim şirketlerdeki hissedarlığı tevsik etmek ve hisseler üzerinde yapılan hukuki işlemleri kolaylaştırmak amacıyla çıkarılan ve hisseleri temsil eden senetlerdir.
Bu senetlerin sahibi açısından sağladıkları hakların bir kısmı mameleki mahiyette ( şirket sermayesi sahipliği, kâr sağlaması, yeni pay almak hakkı, tasfiyeden pay alma hakkı) bir kısmı ise idari mahiyette (rey, seçme/seçilme hakkı, genel kurullara katılma hakkı, anasözleşme değişikliğine katılma, hesapların kontrolü, kazancın sarf şeklini belirleme, genel kurul kararlarının iptalini talep hakkı vb) haklardır.
Bu hakların kullanılması için senedin ibrazı yeterli olup, senedin tamamen geri verilmesi sözkonusu değildir. Zira, hissedarlık devamlı olarak meydana gelen bir talebin kaynağıdır. Bu durum, şirketin sona ermesine kadar devam eder. Hissedarlık zamanaşımı ile sona ermez, hissedarlıktan doğan haklar hiç kullanılmasa dahi (mameleki ve idari haklar) hissedarlık devam eder.
(Fırat Öztan Kıymetli Evrak Hukuku 2.Bası S.1492) Davacıların ellerinde bulunan hisse senetlerinin bir kısmı nama bir kısmı hamiline yazılıdır. Davalı şirket tarafından da senetlerin sahteliği de ileri de sürülmemiştir.
O halde, mahkemece yapılacak iş, davacının elindeki hamiline yazılı hisse senetlerine dayalı olarak davacının haklarının (kullanılmayan mameleki ve idari haklar) kullanılmamış olması hissedarlığını ortadan kaldırmayacağı nazara alınarak, şirketin sermayesini temsil eden paylardan daha fazla pay senedi çıkarması da mümkün olmadığından, şirketin tüm ortaklarının da davada hasım olması nedeniyle, davacıların paylarının hangi paydaşlarda olduğu tespit edilip, buna göre ortaklığın tesbiti talebi ile ilgili olarak bir karar verilmek gerekirken, eksik inceleme ile bu husustaki istemin de reddine karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2010/4754, K. 2012/5432, 5 Nisan 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama