KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2010/5256 E., 2010/8126 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 8 Temmuz 2010
- Mahkemesi
- İstanbul 4.Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
430 kelime·2 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 4.Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 21.03.2008 gün ve 2007/212-2008/78 sayılı kararı bozan Daire’nin 11.01.2010 gün ve 2008/8890-2010/51 sayılı kararı aleyhinde davalı vekili tarafından karar düzeltilmesi isteğinde bulunulmuş ve karar düzeltme dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya için düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin 1997 yılından bu yana "ROMAN" markasını farklı yazım biçimleriyle hazır giyim ve tekstil sektöründe tescilli olarak kullandığını, markanın sektörde herkesçe bilinen tanınmış bir marka olduğunu, davalının 2003 yılında "ROMANO BOTTA" ibaresini marka olarak aynı sınıflar için tescil ettirdiğini, her iki markanın bir bütün olarak karşılaştırılması sonucu markalar arasında çağrışım yoluyla dahi olsa karıştırma ihtimalinin bulunduğunu, davalının kötüniyetli olduğunu, müvekkilinin tanınmışlığından yararlandığını ileri sürerek, hükümsüzlük talep etmiştir.
Davalı vekili, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, dosya kapsamına göre, taraf markalarının 18, 25 ve 35.sınıflar yönünden aynı olduğu, davacının markası daha önce tescilli ise de, markaların bir bütün olarak bıraktıkları intiba karşılaştırıldığında aralarında görsel, işitsel, anlamsal benzerlik bulunmadığı, çağrıştırma dahi sözkonusu olamayacağı, davacı markasının edebiyat eseri türünü ya da bir toplum kesimini, davalı markasının ise İtalyanca ya da Latince bir sözcüğü ya da bir kişi adını çağrıştırdığı, ortalama dikkat ve algılama kapasitesine sahip bir tüketicinin yanılmayacağı, her iki işletme arası bağ kurmayacağı, çağrıştırmayı da içeren karıştırma ihtimalinin bulunmadığı,
davacı markasının toplumda sıkça kullanılan sözcüklerden olup, ayırt ediciliği çok yüksek bir marka olarak görülemeyeceği, davalı markasının bir bütün olarak ayırt ediciliğe sahip ve davacının markasından büyük ölçüde farklı olarak algılanacak bir marka olduğu, davacı markasının tanınmış olup olmadığının tespitine gerek olmadığı,
bir an için 556 sayılı KHK'nin 7/1-i ve 8/4 maddeleri anlamında tanınmış marka olduğu kabul edilse dahi, her iki marka arasında karıştırma ihtimalinin bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine dair verilen kararın davacı vekilince temyizi üzerine karar Dairemizin 2008/8890 E, 2010/51 K sayılı ilamıyla ilamda yer alan gerekçelerle bozulmuştur.
Davalı vekili karar düzeltme isteminde bulunmuştur. Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere ve davalı vekilinin seri marka ve kullanım sonucu markaya ayırt edicilik kazandırıldığı yönündeki savunmalarının mahkemece Dairemiz bozma ilamına uyulduğunda değerlendirileceğinin tabi bulunmasına göre davalı vekilinin HUMK.nun 440.maddesinde sayılan hallerden hiçbirini ihtiva etmeyen karar düzeltme isteğinin reddi gerekir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2010/5256, K. 2010/8126, 8 Temmuz 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama