KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2010/6114 E., 2012/5936 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 12 Nisan 2012
- Mahkemesi
- Ticaret Mahkemesi
Karar Metni
756 kelime·4 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Ankara 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 17.12.2009 tarih ve 2009/136-2009/902 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davalı tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 10.04.2012 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davacı ... vekili Av. ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacılar vekili, müvekkili ... ile davalının, müvekkili şirketin ortakları olduğunu, davalıdan kaynaklanan uyuşmazlıklar nedeniyle şirket ortaklığının devamının imkansız hale geldiğini ileri sürerek, davalının ortaklıktan çıkarılmasını, bunun mümkün olmaması halinde davacı şirketin fesih ve tasfiyesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, şirketin fiilen davacı tarafından yönetildiğini, davacının tasarrufları sonucunda şirketin işlemez hale geldiğini, taraflar arasında bu konuda açılmış davalar ve suç duyuruları bulunduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, toplanan kanıtlara dayanılarak, davacı şirkette diğer davacının %90, davalının %10 hissesinin bulunduğu, iki ortaklı bir limited şirkette bir ortağın ortaklıktan çıkarılmasına karar verilemeyeceği, taraflar arasındaki inkar edilmeyen çekişmenin, ortaklıktaki karşılıklı güveni ortadan kaldıracak ve zarar verecek nitelikte olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, davacı şirketin fesih ve tasfiyesine, şirkete tasfiye memuru atanmasına karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava, TTK.’nun 551 ve 549. maddeleri uyarınca davalının davacı şirket ortaklığından çıkarılması, bu mümkün olmazsa, davacı şirketin fesih ve tasfiyesine karar verilmesi istemlerine ilişkindir.
Davacılar vekili tarafından, davalının şirket işleriyle ilgilenmeyip İstanbul’da yaşamaya başladığı, davacı şirket adına kredi çektiği halde parayı şahsi ihtiyaçları için kullandığı, davalının bu hareketleri sonucunda borçların ödenemez hale geldiği gibi parasızlık yüzünden kiralanan taşınmazın dahi tahliye edilmek zorunda kalındığı ileri sürülmüştür. Davalı vekili ise davacı ile aslında ortak olmasa da şirketi birlikte yönettiği eşi hakkında, hizmet nedeniyle görevi kötüye kullanmak, nitelikli hırsızlık ve haksız rekabet
suçlarından Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2009/125836 Hz. numarası ile soruşturma açıldığını, müvekkilinin davacı şirkete gittiği zaman, üretim kısmında kullanılan demirbaş eşyalar da dahil şirketin tüm eşya, defter ve kayıtlarının yerlerinde olmadığını gördüğünü, davacı ... tarafından mal sahibine verilen 27.10.2009 tarihli dilekçe ile taşınmazın tahliye edildiğinin öğrenildiğini, ancak eşyaların ve defterlerin nereye götürüldüğünün öğrenilemediğini, kayıtlarda ise davacı şirket adresinin halen aynı yer olarak gösterildiğini, davacı ...’ın eşi ... ile birlikte yarattığı karışıklık ortamı sürerken E-F Danışmanlık Ltd.
Şti.’ni kurduğunu, davacı şirketin tüm çalışanlarının 31.01.2009 tarihinde işten çıkarılıp 01.02.2009 tarihinde E-F Danışmanlık Ltd. Şti.’nde işe başlatıldığını, 22.01.2009 tarihinde davacı ...’ın bu şirketteki hisselerini devredip daha sonra da şirket unvanını davacı şirkete çok benzer şekilde Teknik Destek Gurubu Bilimsel Ölçme Araştırma Danışmanlık Eğitim Tercüme Bilişim Müh. Mak. Ltd.
Şti. olarak değiştirdiğini ve davacı şirketin müşterilerinden, sanki davacı şirketmiş ve sadece adres değiştirilmiş gibi para tahsiline çalıştığını, diğer bir deyişle davacı şirketi işlemez hale getirip şirketten kurtulmaya çalışanın gerçekte davacı olduğunu savunmuştur. Mahkeme ise TTK.’nun 549. maddesindeki haklı nedenlerin varlığı halinde, hangi ortağın kusurlu olduğuna bakılmaksızın, ortaklıktan çıkarma kararı verileceği gerekçesiyle yazılı şekilde hüküm kurulmuştur.
Oysa Dairemizin yerleşmiş içtihatlarına ve hukukun genel ilkelerine göre kusurlu taraf, kendi kusurlu davranışlarından, kendisi lehine sonuç çıkaramaz. Somut uyuşmazlıkta da davalı vekilince asıl kusurlu tarafın davacı ... olduğu savunulup davanın reddi istendiğine göre, mahkemece tarafların bu konuda sunduğu tüm deliller incelenip değerlendirilmek suretiyle, davacı şirketin işlemez hale gelmesinde gerçekte hangi ortağın kusurlu olduğunun tespit edilmesi, asıl kusurlu olan taraf davacı ise davanın reddine karar verilmesi gerekirken, bu konuda hiçbir inceleme yapılmadan, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.
2- Ayrıca her ne kadar TTK.’nun 551. maddesi uyarınca davalının şirket ortaklığından çıkarılması için açılan davada şirketin davacı olması mümkün ise de, şirketin fesih ve tasfiyesi davasında, davanın şirkete yöneltilmesi gerekir. Her ne kadar somut uyuşmazlık yönünden, davacı şirket iki ortaklı olup Dairemizin içtihatlarına göre iki ortağın da taraf bulunduğu fesih davasında husumet sorunu yoksa da, kararın yine de şirket aleyhinde verilmesi ve yargılama giderlerinin de şirketten alınması, dolayısıyla fesih ve tasfiye davasında şirketin davacı değil, davalı olması gerekmektedir.
Bu durum karşısında mahkemece öncelikle yukarıda da açıklandığı üzere, şirketin feshini istemekte kimin kusurlu olduğunun tespit edilmesi, daha sonra şirketin sadece davalının ortaklıktan çıkarılması davasında davacı olabileceği kabul edilerek, fesih ve tasfiye davasında davalı ...’in kusurlu bulunduğu sonucuna varılırsa hükmün şirket aleyhinde kurulması, başka bir deyişle diğer ortağa karşı dava açılmakla şirkete karşı da husumet yöneltilmiş gibi kabul edilip yargılama giderlerinin şirketten tahsiline karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması dahi doğru olmamış, kararın bu nedenle de davalı yararına bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2010/6114, K. 2012/5936, 12 Nisan 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama