KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2010/6510 E., 2010/11506 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 9 Kasım 2010
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
953 kelime·5 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Bayburt Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 22.01.2010 tarih ve 2008/432-2009/409 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak davalı vekili ile katılma yolu ile davacı vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 09.11.2010 gününde davacılar Avukatı ... ve ... ile davalı ...
Avukatı ... ve Fer'i müdahil ... gelip, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatları dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı.
Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkillerinin Bayburt Akbank şubesinde bulunan hesaplarından çeşitli tarihlerde çekilen paralardan haberdar olmadıklarını, kendileri tarafından virman yapılmadığı gibi hiçbir dekontta imzalarının bulunmadığını, bu paraların banka çalışanlarınca imzasız olarak çekildiğini, kim tarafından paraların kullanıldığının belli olmadığını,davalının çalışanlarının zararlarından sorumlu olduğunu iddia ederek, 1.722.427,50 tl'nin ve bankalarca kredilere uygulanan faizinin fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla tahsilini talep etmiştir.
Davalı vekili; davacılardan ...'in bankayı dolandırdığı iddiasıyla Bayburt C.Başsavcılığı' nın 2008/1329 sayılı dosyasıyla soruşturmanın devam ettiğini, adı geçenin diğer davacı ... ile birlikte davacı ... münferiden temsile yetkili olduğunu, 1.722.427,50 TL gibi yüklü miktardaki paranın çekilmesinden davacının haberdar olmamasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, zira hesapların incelenmesinden ve ...'in şifahi beyanından bu durumun anlaşıldığını savunarak, davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece, dosya kapsamına ve oluşan vicdani kanıya göre; davacıların davacı ... münferiden temsile yetkili oldukları, davacı ... ile ...'in davacı şirketin %50 hissedarı oldukları, dava konusunun 81 adet dekonta ilişkin olduğu ve 81 adet dekontla yapılan işlemlerin tutarının 1.722.427,50 TL olduğu, benimsenen bilirkişi raporuna göre bu tediyelerden 156.500 TL'sinin işlemin yapıldığı tarih ve saatlerde şirketin başkaca işlemlerine kullanıldığı, bu itibarla davacıların bilgi ve talimatı alınmadan mevduat hesabından ödenen toplam miktarın 1.565.927,50 TL olduğu, yerleşik yargıtay içtihatlarında belirtildiği üzere;
bankaların itimat kuruluşları olup, mevduatları sahteciliklere karşı korumaları gerektiği, çalıştırdıkları kişilerin eylemlerinden dolayı adam çalıştıran sıfatı ile kusursuz sorumluluğunun bulunduğu, incelenen soruşturma dosyasından davalı bankanın iddiasının soyut olduğu, belgelere dayanmadığı, yine soruşturmanın davacı ... hakkında yürütüldüğü, diğer davacı ... hakkındaherhangi bir soruşturma yada sahtecilik iddiasının bulunmadığı,
alacak miktarının büyüklüğü gözönünde bulundurulduğu takdirde ceza soruşturması sonucunun beklenmesinin özellikle davacı ...'e telafisi mümkün olmayan imkansız zararlar vereceği, yine davalı bankanın Bankalar Kanunu gereğince mevduatı iadeden kaçınamayacağı, yine dava konusu edilen tüm dekontlarda davacılardan herhangi birisinin imzasının dahi bulunmadığı, bu itibarla 1.565.927,50 TL asıl alacağın ve asıl alacağa dava tarihi olan 23/12/2008 tarihine kadar işleyen 1.286.391,32 TL avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacılara ödenmesine ilişkin hüküm kurulması gerektiği sonucuna varılarak,davanın kısmen kabul kısmen reddine.
1.565.927,50 TL asıl alacağın dava tarihi olan 23/12/2008 tarihi itibariyle avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacılara ödenmesine; fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili ile katılma yolu ile davacılar vekili temyiz etmiştir. 1- Dava, davacıların hesaplarından davacılara bilgisi dışında çekildiği iddia edilen paranın davalı bankadan tahsiline ilişkindir.
Hükme esas bilirkişi raporunda, davacılardan İsamil’in hesabından para çekildiğine ilişkin bir tespite ve bu davacının bir zararına ilişkin sonuca varılmış olmayıp, bu davacının aktif dava ehliyetinin bulunup bulunmadığı üzerinde mahkemece durulmaması doğru olmadığı gibi, bu husus aydınlığa kavuşturulmadan, bu davacının alacağına bir an önce kavuşması gerektiğinden bahisle, diğer davacı ... hakkında, davalı banka çalışanlarının zimmetine iştirak suçundan yargılandığı ceza davasının sonucunun beklenilmemesi ilke ve gerekçe bakımından hatalı olmuştur.
Öte yandan, davalı vekili yanıt dilekçelerinde ve rapora itiraz dilekçesinde, tablo oluşturarak ayrıntılı yaptığı savunmalarda, 01.01.2004-02.07.2008 tarihleri arasında davacılardan şirketin ve ...’in hesaplarından 1631 işlem yapıldığı, 212 defa ekstre, 170 defa hesap bakiye görüntülemesi, 6 kez havale, 24 kez EFT işlemi yapıldığı, 07.10.2004 ve 02.07.2008 tarihleri arasında davacılardan İsmail’in 2 kez, davacı şirketin 27 kez, davacı ...’in 16 kez kendi hesap cüzdanına yazdırma işlemi yaptığı, teftiş raporunun da bu yönde olduğu,
dava konusu 81 işlemin ise 2004-2007 tarihleri arasında, 111’i davacı ...’in 70’i davacı şirketin hesabından olmak üzere gerçekleştiği, ...’in hakkındaki ceza davasının ve bankaya verdiği zararın tahsili için ... aleyhine açtıkları alacak davasının sonuçlarının beklenilmesi gerektiği, son işlemin yapıldığı 23.10.2007 tarihinden 3 gün sonra 26.10.2007 günü davacı şirketin hesap cüzdanının kayıt görmesinin, dava konusu işlemlerin benimsenmesi anlamına geldiği,
dava konusu dekontlarda geçen paraların şirket kayıtlarına girip girmediğinin, nerelere harcandığının araştırılması gerektiği savunulduğu halde, mahkemece ek rapor alınmadığı gibi, bunlar gerekçede de karşılanmamıştır.
Gerçekten de, dava konusu dekontlar da davacı ...’in ve davacı şirket yetkililerinin imzaları olmamakla birlikte, hesaptan çıkış işlemlerine davacıların farkında oldukları ya da olmaları gerektiğinin kabulü halinde, bu işlemleri benimsedikleri sonucuna varılması gerekecektir. Davacı şirket kayıtları incelenip, faaliyet raporlarında ve mali tablolarda bu 81 işlemin nasıl yer aldığı, bunların şirketçe harcanıp harcanmadığı üzerinde durulmalıdır.
Öte yandan hangi davacının, ne miktar zarara uğradığı belirlenip, hüküm fıkrasında gösterilmesi gerekirken, toplam zararın davacılara ödenmesine dair verilen kararın infaza olanağının bulunmadığı da kuşkusuzdur. Diğer yandan, bilirkişi raporunda 22 nci sıradaki işlemin hesaba gelen para ile ilgili olmasına rağmen hesaplama dışı bırakılmamıştır.
Bundan başka ... hakkındaki hukuk davasının incelenip, iş bu davaya etkisi olup olmadığının tartışılması, ceza davacı sonucunun ise beklenmesi ve BK’nun 53 cü maddesi uyarınca gerekli değerlendirmesinin yapılması gerekmektedir.
Bu durumda, mahkemece, bu açıklamalar çerçevesinde savunma üzerinde yeterince durularak, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeye davalı yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamıştır. 2- Davalı vekilinin katılma yolu ile yaptığı temyize gelince; Davacı vekilinin temyiz dilekçesinin 12.04.2010 tarihinde tebliği üzerine davacılar vekilinin katılma yolu ile temyiz dilekçeleri 10 günlük temyiz süresi geçirildikten sonra 26.04.2010 tarihinde hakime havale ettirilmiş olduğu gibi, temyiz defterine kaydı yaptırılmamış, temyiz harcıda yatırılmamış olup, temyiz isteminin süre yönünden reddi gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2010/6510, K. 2010/11506, 9 Kasım 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama