KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2010/7480 E., 2011/7186 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 14 Haziran 2011
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
471 kelime·2 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Malatya 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 07.04.2010 tarih ve 2008/288-2010/172 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı, 1974 yılında 10.000 YTL ödeyerek davalı şirketten hisse satın aldığını, davalı tarafından kendisine kar payı ödenmediğini, karşı tarafın, saflığından ve iyiniyetinden istifade ederek kendisini dolandırdığını ileri sürerek, 10.000 YTL’nin ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkili şirketin hisselerinin 2005 tarihinde devredildiğini ve bu tarihte davacının ortaklar arasında bulunmadığını, davacının şirkete borç vermiş olabileceğini, bu durumda da alacağın zamanaşımına uğradığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacının davalı şirkete 1972 ve 1973 yıllarında toplam 10.000 TL yatırdığı, şirket kayıtlarında davacının ortaklık kaydına rastlanmadığı, denkleştirici adalet ilkesi çerçevesinde yapılan hesaplamaya göre davacının davalıya ödediği miktarın 4.017,27 TL olduğu, bu miktarda davacının alacaklı olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 4.017,27 TL’nin dava tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Dava, anonim şirket hisse bedeli olarak ödendiği iddia edilen paranın iadesi istemine ilişkindir. Davalı vekili tarafından davanın zaman aşımı süresi içinde açılmadığı savunulmuş, mahkemece, zaman aşımı definin, davaya cevap süresi içinde yapılmamış olması nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Oysa, zaman aşımı defi, alacaklının alacağını borçlunun rızasına aykırı olarak dava yoluyla isteyebilme hakkını ortadan kaldıran kişisel bir savunma sebebidir. İtirazlardan farklı olarak, diğer savunma sebeplerinde olduğu gibi mahkemece kendiliğinden gözetilmesi söz konusu değildir HUMK’ nun 197. maddesinde düzenlenen ilk itirazlar arasında sayılmadığından yasal cevap süresi içerisinde ileri sürülmesi zorunluluğu da yoktur. Ancak, cevap süresinden sonra ileri sürülen zaman aşımı definin değerlendirilebilmesi için karşı tarafın, savunmanın genişletildiği yolunda itirazda bulunmamış olması şarttır. Ayrıca, 11.04.1940 tarih ve 15/70 sayılı YİBK gerekçesinde de açıklandığı üzere zaman aşımı defini diğer sübut nedenlerinden önce incelenmesi gerekir.
Somut olayda, davalı tarafça yasal cevap süresi geçtikten sonra zaman aşımı definde bulunulmuş olmasına rağmen, davacı, savunmanın genişletildiği yönünde bir itirazda bulunmamış olup, savunmanın esasına cevap vermiştir. Bu itibarla, mahkemece, zaman aşımı definin süresinde olduğu kabul edilip, özellikle tarafların iddia ve savunmaları da değerlendirilmek suretiyle gerekirse davalı şirketin tüm kayıtları getirtilerek, davaya konu paranın davalıya veriliş sebebinin ve taraflar arasındaki hukuki ilişkinin kesin olarak tespit edilmesi, belirlenecek bu hukuki ilişkiye göre zaman aşımı süresinin ve başlangıç tarihinin belirlenmesi ve oluşacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, hükmün açıklanan gerekçe ile bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2010/7480, K. 2011/7186, 14 Haziran 2011 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama