KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2010/7549 E., 2012/9445 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 31 Mayıs 2012
- Mahkemesi
- Ticaret Mahkemesi
Karar Metni
863 kelime·4 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 25.02.2010 tarih ve 2000/1257-2010/70 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 29.05.2012 günü hazır bulunan davacı vekili Av. ... ile davalı vekili Av.... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, taraflar arasında davalı şirketin satışını yapacağı dayanaklı tüketim mallarının müvekkilince kredilendirilmesinin kararlaştırıldığını, buna göre davalıdan mal alan tüketicilerin kredi kullanmak istediğinde mali durumu hakkındaki bir kısım belgeleri (maaş bordrosu, kira sözleşmesi,
hüviyet cüzdanı gibi) davalıya teslim ettiğini, davalının bu belgelerin gerçekliğini kontrol ettikten sonra kredi onayı için müvekkiline gönderdiğini, müvekkilinin gelir durumunu uygun görürse davalı müşterisi ile tüketici kredisi sözleşmesi imzalandığını, malın tüketiciye teslimine dair evrakın ibraz edildiğinde, müvekkilinin mal bedelini peşin olarak davalıya ödediğini, tüketicinin ise kredi sözleşmesindeki taksitlere göre müvekkiline ödeme yaptığını, sistem bu şekilde işlerken bir kısım müşterilerin kredi geri ödemelerini yapmadığını, müvekkilince keşide edilen hesap kat ihtarlarının müşterilere ulaşmadığını,
bunun üzerine yapılan araştırmalarda bu kredilerin tahsisi için ibraz edilen tüm belgelerin sahte olduğunun anlaşıldığını, davalının tüketicilerce verilen belgelerin doğruluk ve uygunluğunu kontrol etmek yükümlülüğüne aykırı davranarak müvekkilinin zarara uğramasına neden olduğunu, usulsüz kredi dosyalarındaki toplam zararın (20.638,70) TL, %8 oranındaki sözleşmesel cezai şartın (1.608,05) TL tutarında olduğu gibi, davalıya nakden verilip de artık hukuki dayanağı kalmayan (400) TL otomasyon geliştirme kredisinin, (60) Tl işlemiş faiziyle birlikte müvekkiline iadesinin gerektiğini ileri sürerek,
(22.168,70) TL'nın dava tarihinden itibaren aylık %15 sözleşme faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, talebin haksız olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davalı aracılığıyla davacı ile kredi sözleşmesi imzalayan bir kısım tüketicilerin davalı tarafından doğruluğu taahhüt edilen belgelerinin sahte çıktığı, davalının hem davacı ile imzaladığı 07.06.1999 tarihli sözleşme hükümleri hem de dava konusu kredi sözleşmelerindeki beyanı nedeniyle kusursuz sorumlu olarak kabul edildiği, davacının toplam asıl alacak tutarının (11.629,66) TL olduğunu, bu miktarın içinde cezai şart ve masraf bedellerinin de bulunduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, anılan meblağın dava tarihinden itibaren aylık %15 oranında sözleşmesel temerrüt faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve davacı tarafından otomasyon kredisi olarak isimlendirilse de gerçekte davalıya sözleşmede belirlenen amacın gerçekleştirilmesi ve mağazasında kullanacağı cihazları geliştirmesi için verilen (400) TL.’nın, bu amaç için kullanılmış ve böylece veriliş amacı gerçekleşmiş olması ve sözleşmenin ihlali halinde geri ödeneceğinin de kararlaştırılmamış bulunması karşısında, geri istenmesinin mümkün olmamasına,
yine yargılama boyunca ileri sürülmeyen hususların temyiz aşamasında da ileri sürülemeyecek olmasına, bu durum karşısında davalının temyiz aşamasında, davacı şirket ile aralarındaki sözleşmede kararlaştırılan aylık %15 oranındaki temerrüt faizi oranının fahiş olduğu savunmasında da bulunamayacak olmasına göre, taraf vekillerinin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazının reddine karar verilmesi gerekmiştir.
2- Ancak dava, taraflar arasındaki 07.06.1999 tarihli sözleşmeye dayalı alacağın tahsili istemine ilişkindir.
Davalı tarafından, hem davacı ile imzaladığı 07.06.1999 tarihli sözleşmede hem de davacı ile tüketiciler arasında imzalanan kredi sözleşmelerindeki beyanında, tüketiciler tarafından kredi tahsisi amacıyla sunulan belgeleri kontrol edeceği ve doğruluğunu taahhüt ettiği, 07.06.1999 tarihli sözleşmenin 14 ve 15. maddelerinde, davacının bu nedenle uğrayacağı zararı tazmin edeceği bildirilmiş, 18. maddesinde de, davalının işbu sözleşmede düzenlenen taahhütlerini yerine getirmemesi durumunda, her hangi bir ihbar yükümlülüğü olmaksızın, davacının tüketiciden talep edeceği gecikme faizine eşit oranda bir gecikme faizinin uygulanacağı belirtilmiştir.
Dosyaya sunulan bilgi ve belgelerin incelenmesinden, davacı ile kredi sözleşmesi imzalayan tüketicilerden bir kısmının dolandırıcılık suçundan cezalandırıldığı anlaşılmaktadır. Davalının da ortada bir dolandırıcılık fiili olduğu konusunda itirazı bulunmamaktadır. O halde davalı, davacının bu nedenle uğradığı zararı karşılamak zorundadır. Davacının davalıdan isteyebileceği tazminatın da, davalıya ödediği mal bedelleri değil, tüketiciden alamadığı kredi tutarları olduğu ve bu meblağa, aradaki sözleşme hükümleri uyarınca aylık %15 oranında temerrüt faizi uygulanmasını talep edebileceği açıktır.
Mahkemece bu konuda bilirkişi incelemesi yaptırılmışsa da görüşüne başvurulan bilirkişi raporu, hüküm kurmaya ve izlemeye elverişli olmadığı gibi denetlenebilir de değildir. Zira öncelikle davacı alacağına aylık %5 vs. oranlarda gecikme faizi uygulanması doğru olmadığı gibi, bilirkişi raporunda bu oranlar uygulandığı halde, davacının aylık %15 oranında temerrüt faizi yürüterek tüketicilere keşide ettiği hesap kat ihtarlarında istediği faizli ...tutarların aynısına nasıl ulaşıldığı da açık değildir. Anılan rapora taraf vekillerince de itiraz edilmiştir. Ayrıca davacı tarafından sunulan dava dilekçesinde talep edilen meblağların toplamı da hiçbir şekilde (22.168,70) TL.’nı tutmamaktadır. Dolayısıyla davacı tarafından sunulan dava dilekçesinin de açıklanması gereklidir.
Bu durum karşısında mahkemece, öncelikle davacı vekiline dava dilekçesinin açıklattırılması, sonrasında yeni bir bilirkişi heyeti oluşturularak, tarafların önceki bilirkişi raporuna itirazlarının karşılanması, taraflar arasındaki uyuşmazlığın yukarıda açıklanan şekilde incelenip değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeye dayanılarak yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2010/7549, K. 2012/9445, 31 Mayıs 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama