KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2010/896 E., 2010/1436 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 9 Şubat 2010
- Mahkemesi
- Ticaret Mahkemesi
Karar Metni
549 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Ankara Asliye 1.Ticaret Mahkemesi’nce verilen 14.02.2008 tarih ve 2004/576-2008/23 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili ve katılma yoluyla davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, bazı noksanlıkların ikmali için dosya mahalline gönderilmişti. Bu noksanlıkların giderilerek dosyanın gönderildiği anlaşılmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili ile davalı arasında yapılan protokol uyarınca müvekkilinden aylık alan hak sahiplerinin paralarının davalı bankaya yatırıldığını, protokol uyarınca, altı aydan fazla süre ile hesaplardaki parada hareket olmaması halinde davalı banka tarafından bildirimde bulunulması gerektiğini, davalı bankanın bu yükümlülüğünü yerine getirmediğini, bu nedenle müvekkilinin zararı oluştuğunu ileri sürerek, 95.074,12 TL faiz alacaklarının, hesaplarda biriken 374.290,07 TL.nın müvekkili kurum hesaplarına intikal ettiği tarihlerden itibaren işletilecek ticari reeskont faizi ile davalıdan tahsilini talep ve dava etmiş, yargılama sırasında asıl alacak olan faiz talebi ıslah edilerek 131.929,19 TL talep edilmiştir.
Davalı vekili, gelir ve aylık alanların durumlarında meydana gelen değişikliklerin değerlendirilmesinin davacının yükümlülüğü olduğunu, bu yükümlülüğün sözleşme ile 3. şahıslara devredilemeyeceğini, bunun yanında faize faiz isteminin de yerinde olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve dosyadaki belgelere göre, benimsenen bilirkişi raporu doğrultusunda, davalının taraflar arasındaki protokol hükümlerine aykırı olarak hesabında tuttuğu paraları süresi içinde davacı hesabına aktarmadığı, davalının sebepsiz zenginleştiği, asıl alacağın faiz olması nedeniyle dava ve ıslah tarihlerinden itibaren faiz işletilmesi gerektiği sonucuna varılarak, 131.929,19 TL.nın davalıdan tahsiline, bu alacağın 95.074,11 TL miktarına dava tarihinden itibaren değişen oranlarda reeskont faizi uygulanmasına, bakiyesine ıslah tarihi olan 19.10.2007 tarihinden itibaren değişen oranlarda avans faizi uygulanmasına karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili ve katılma yolu ile davacı vekili temyiz etmiştir.
1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2-Dava, taraflar arasındaki protokolden kaynaklanan alacak istemine ilişkindir.
Protokol uyarınca, davacının hak sahipleri adına davalı bankaya yatırılan paralar banka tarafından her yıl Şubat ve Ağustos aylarında gözden geçirilerek en az altı ay hareket görmediği taktirde bu miktarların kurum hesabına faizi ile birlikte iade edilmesi gerekmektedir.
Bir kısım hak sahiplerinin hesaplarının altı ay boyunca işlem görmediği ve davalı bankanın bu hesaplarda biriken miktarları daha sonra davacıya ödemiş olduğu hususunda uyuşmazlık yoktur. Uyuşmazlık, protokol kapsamında davalının bu miktarlara yönelik ödemesi kararlaştırılan faizden sorumlu olup olmadığı ve miktarına yöneliktir.
Mahkemece, isabetli olarak protokol kapsamında tahakkuk edecek faiz miktarından davalı banka sorumlu tutulmuş ise de, hesaplanan miktarın faiz alacağı olduğu, dava konusu haline gelen faiz alacağına asıl dava ve ıslah tarihlerinden itibaren yeniden faiz uygulanmasının mümkün olmadığı belirtilmesine rağmen hükümde dava konusu faiz miktarına dava ve ıslah tarihlerinden itibaren faiz işletilmesine karar verilmiştir.
Davaya konu alacak miktarı faiz olup, bu miktara yeniden faiz işletilmesi doğru olmayıp, mahkemece buna aykırı olacak şekilde karar vermesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2010/896, K. 2010/1436, 9 Şubat 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama