KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2011/10071 E., 2012/20515 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 12 Aralık 2012
- Mahkemesi
- FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
Karar Metni
419 kelime·2 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Ankara 4. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 06.04.2011 tarih ve 2010/55-2011/123 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin 1966 yılından beri “ARZUM” ibaresini markasal olarak kullandığını, bu ibareyi TPE nezdinde ilk olarak 1986 yılında adına tescil ettirdiğini, bu markanın nizasız ve fasılasız kullanılarak maruf ve meşhur hale getirildiğini, ibare üzerindeki öncelik hakkının müvekkiline ait bulunduğunu, davalı adına da 2000 yılında tescil edilmiş “Arzum+Şekil” ibareli markanın olduğunu, davalının söz konusu ibareyi kötüniyetli olarak tescil ettirdiğini, ayrıca bu markanın tescil edildiği tarihten bu yana 556 sayılı KHK'nun ciddi kullanım olarak kabul ettiği şekilde kullanılmadığını ileri sürerek, davalı adına tescilli markanın hükümsüz sayılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı, adına 2000 yılında tescil ettirdiği markayı o tarihten beri aralıksız olarak eylemli bir biçimde kullandığını, tescilden önce de söz konusu markayı tescilli olduğu sınıflarda kullanarak ayırt edicilik kazandırdığını, 10 yıl sonra dava açan davacının sessiz kalma yoluyla hak kaybına uğradığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, taraf markaları arasında 556 sayılı KHK'nun 8/1-b maddesi anlamında benzerlik bulunduğu, ancak markaların kapsadıkları mal ve hizmetlerin aynı/benzer ve ilişkili olmadıkları, bu nedenle 556 sayılı KHK'nin 8/1-b maddesindeki koşulların oluşmadığı, davacının, davalının hükümsüzlüğü istenilen markasının başvuru tarihi itibariyle dayandığı markaların tanınmış olduğunu kanıtlayamadığı,
davacı markalarının tanınmış marka olmamaları ve davalının kötüniyetini ortaya koyan başkaca bir delil sunulmaması göz önüne alındığında, davalı tarafın “ARZUM” ibaresi için yaptığı başvuruda kötüniyetli sayılamayacağı, davacının davalıya ait markanın 556 sayılı KHK'nin 14.maddesi uyarınca dava tarihinden geriye doğru hiç kullanılmadığını da ileri sürdüğü,
davalının hükümsüzlüğü istenilen markayı kullandığına dair bir takım belgeler ibraz ettiği, ancak davalının dava tarihinden geriye doğru beş yıl süre davaya konu markayı 556 sayılı KHK'nin 14.maddesi anlamında ciddi bir şekilde kullandığını bu belgeler ile kanıtlayamadığı gerekçesiyle davanın kabulüne, davalı adına tescilli markanın hükümsüzlüğüne karar verilmiştir.
Kararı, davalı temyiz etmiştir. Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalının tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2011/10071, K. 2012/20515, 12 Aralık 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama