KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2011/13895 E., 2012/17891 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 12 Kasım 2012
- Mahkemesi
- ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Karar Metni
588 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Ceyhan 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 07/06/2011 tarih ve 2010/475-2011/253 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalı ile müvekkili şirkete ait pompa istasyonunda aşçılık, garsonluk ve temizlik hizmetlerinin 2004 yılında görülmesi hakkında sözleşme yapıldığını ve davalı tarafın alt yüklenici olarak sözleşmenin tarafı olduğunu, taraflar arasında yapılan sözleşmenin niteliği itibariyle, alt yüklenici tarafından getirilen işçilerin şirkete karşı açtıkları davalar sonucunda müvekkilinin kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve diğer alacaklara ilişkin olarak işçilere ödemeler yaptığını, asıl sorumlunun davalı olduğunu ileri sürerek, 62.910, 49 TL’nın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davaya konu işçi alacakları için açılan davaların müvekkili şirket yönünden reddedildiğini, bu nedenle kesin hüküm nedeniyle davanın reddi gerektiğini, dava şartı bulunmadığını, davacı ile davalı arasında yapılan sözleşmeye ilişkin muvazaa iddialarının kesinleşmiş mahkeme kararları ile ispatlandığını, davacı şirkette çalışan işçilerin, davacının kendi işçileri olduğunu, sözleşmenin matbu bir sözleşme olduğunu, diğer taşeron firmaların da davaya dahil edilmesi gerektiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, Ankara İş Mahkemeleri'ne açılan işe iade davalarının yapılan yargılamaları neticesinde mahkemelerin davacı şirket ile davalı arasındaki ilişkiyi hukuka uygun bir asıl işveren alt işveren ilişkisi olarak kabul etmedikleri, aksine ilişkinin muvaazalı olduğu kabul edilerek dava açan işçilerin çalışmaya başladıkları tarihten itibaren davacı şirketin işçisi olarak kabul edildiği, ayrıca bu kararların Yargıtay denetiminden geçerek kesinleştiği, bu sebeple muvazaalı olduğu kesinleşen bir işlemin sonradan bir hakka dayanak oluşturmasının hukuken mümkün olmadığı, yani davacının kesinleşmiş mahkeme kararı ile muvazaalı olduğu belirlenen işleme dayanarak rücu talebinde bulunamayacağı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, çalıştırılan işçilere asıl işveren sıfatıyla ödenen kıdem ve ihbar tazminatları ile yıllık ücretli izin alacağının sözleşme uyarınca alt işverenden rücuan tahsili istemine ilişkindir.
Dava dışı bir kısım işçilerin açtıkları davalar sonucu davacı asıl işverenin ihbar ve kıdem tazminatı ile yıllık ücretli izin alacağını ödediği hususunda bir çekişme bulunmamaktadır. Davalının 2003-2004 yılları arasında davacıya ait işyerinde aşçılık, garsonluk ve temizlik hizmetleri işini alarak alt işveren olarak dava dışı işçileri çalıştırmış olduğu, daha sonra bu işçilerin işlerine son verilmiş bulunduğu dosya kapsamıyla sabittir.
Mahkemece, dava dışı işçiler tarafından Ankara İş Mahkemelerinde açılan işe iade davalarında, davacı Botaş ile davalı arasındaki ilişkinin muvazaalı olduğu ve dava açan işçilerin çalışmaya başladıkları tarihten itibaren davacı Botaş’ın işçisi olarak kabul edildiği, kesinleşmiş mahkeme kararı ile muvazaalı olduğu tespit edilen işleme dayanılarak rücu talebinde bulunulamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Ancak, davacı ve davalı arasında imzalanan Hizmet Alımları Tip Sözleşmesinin 37. maddesi 1. bendine göre, işçiyi işe alma ve çıkarma dahil İş Kanunu ve diğer yasal mevzuata uygun her türlü işlemlerde yüklenici firmanın yetkili ve sorumlu olduğu gibi aynı maddenin 2. bendinde, iş süresi ve sonunda işçinin talep edeceği her türlü hak, tazminat ve alacaklara ilişkin tüm sorumluluğun yüklenici davalıya ait olduğunun kararlaştırıldığı anlaşılmaktadır.
Bu durumda, davacı Botaş’ı işveren konumundan çıkarmak için yapılan muvazaa, taraflar arasında sözleşme hükümlerinin uygulanmasında, davacının rücu talebini engelleyici bir etkiye sahip değildir. Bu itibarla, mahkemece taraflar arasındaki sözleşme hükümlerine göre bir değerlendirme yapılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, kararın bu nedenle davacı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2011/13895, K. 2012/17891, 12 Kasım 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama