KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2011/14903 E., 2012/21241 K.·Mahkemesi :sulh Hukuk Mahkemesi
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 19 Aralık 2012
Karar Metni
549 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Malatya 1. Sulh Hukuk Mahkemesi’nce verilen 31/05/2011 tarih ve 2011/244-2011/941 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili ile davalı Banka arasında 01.01.2010 başlangıç tarihli müşteri sözleşmesi ve aynı tarihli işbu sözleşmenin eki olan protokolle davalı banka nezdinde açılacak Türk lirası cinsinden vadesiz mevduat yıllık %10 faiz tatbik edilmesi hakkında anlaştıklarını ancak davalı Banka'nın 2010 yılında vadesiz hesap üzerinden %10 faiz tahakkuk ettirilmesi gerekirken, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın 2010/12 nolu tebliğini öne sürerek yıllık %0.25 faiz tahakkuk ettirdiğini ve bunun üzerinden faiz ödemesine karar verildiğini,
ancak ilgili tebliğin 17/12/2010 tarihi itibariyle yürürlüğe girdiğini ve davalı Banka'nın 01.01.2010 17/10/2010 tarihleri arasında kararlaştırılan faiz oranını tatbik etmesi gerektiğini, taraflar arasında %10 faiz kararlaştırılmakla vadesiz hesabın zımnen vadeli hesaba dönüştüğünün kabulü gerektiği, davalı Banka'nın müvekkilini yanılttığını ileri sürerek fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak 5.000,00 TL faiz alacağının 17.12.2010 tarihinden itibaren en yüksek reeskont faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, zamanaşımı definde bulunarak, davacının müvekkili banka nezdindeki vadesiz hesaplarına %10 faiz üretilmesine ilişkin talebinin yersiz olduğunu zira T.C. Merkez Bankası'nın faize ilişkin 2006/1 sayılı tebliğinde bankalara mevduata uygulanacak sabit ve değişken faiz oranlarının serbestçe belirleme imkanı ve hakkı olmakla birlikte bu faiz oranlarının T.C. Merkez Bankasının belirlemiş olduğu azami oranları aşamayacağının açıkça düzenlendiğini, davacının anılan tebliğe aykırı olarak akdetmiş olduğu sözleşme şartlarını talep ettiğini, bir hesabın zımmen vadeli hesaba dönüşmesinin mümkün olmadığını savunarak, davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamından, dava konusu hesabın vadesiz mevduat hesabı olduğu, bu hesabın dayanağı olan ek protokolün 2. maddesinde müşteri adına açılan vadesiz hesaba banka tarafından TCBM bildirilen oranda faiz tahakkuk etmeyi kabul eder denildiği halde, hemen altındaki cümlede söz konusu faiz oranının iş bu protokolün imza tarihi itibari ile yıllık %10 olduğunun bildirildiği, bu suretle çelişki oluşturulduğu, %10 faiz kararlaştırılmasının mevcut yasa ve tebliğlere aykırı olduğu,
davalı Banka'nın bu suretle müşteriyi yanılttığı, bankacılık uygulamasında zımmen vadeli hesap diye bir hesap olmadığı, protokol imzalayarak mevcut yasalar üzerine çıkılamayacağı bu nedenle davacının %10 faiz talep edemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Ancak, taraflar arasında, çekişmesiz olduğu üzere, düzenlenen protokolde davacı adına davalı Banka nezdinde açılacak vadesiz mevduat hesabına, o tarihte davalı bankaca Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası'na bildirilen oranda faiz yürütüleceği ve bu faizin de %10 olduğu belirtilmiştir. Bu durumda, mahkemece bu tarihten, 2010/12 sayılı tebliğin yürürlüğe girdiği tarihe kadar olan dönem için davacının protokolle belirlenen miktarda faiz isteyebileceği kabul edilerek buna göre hesaplaması yapılması gerekirken, yetersiz bilirkişi raporuna istinaden hüküm kurulması doğru olmamış, kararın bu nedenle davacı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2011/14903, K. 2012/21241, 19 Aralık 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama