KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2011/1538 E., 2011/5887 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 13 Mayıs 2011
- Mahkemesi
- Ticaret Mahkemesi
Karar Metni
585 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 20/04/2010 gün ve 2009/310-2010/190 sayılı kararı onayan Daire’nin 27.09.2009 gün ve 2009/1463 - 2009/2252 sayılı kararı aleyhinde taraf vekilleri tarafından karar düzeltilmesi isteğinde bulunulmuş ve karar düzeltme dilekçesinin süresi içinde verildiği de anlaşılmış olmakla, dosya için düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
Davacılar vekili, müvekkilinin davalıdan borç para aldığını ve bunun karşılığında davalıya teminat şeklinde çekler verdiğini, davalının tüm alacağını faizi ile tahsil etmesine rağmen çeklerin arkasını yazdırarak takibe koyduğunu, takip konusu çeklerden 28.09.2001 gün ve 34.000.000.000 TL bedelli çekin iadesi için davalıdan sadır olan yazı bulunduğunu, 16.08.2001 gün ve 19.700.000.000 TL bedelli çekin arka yüzündeki müvekkilinin isim ve imzasının müvekkiline ait olmadığını ileri sürerek,
İstanbul 4.İcra Müdürlüğünün 2001/22221 sayılı dosyasından müvekkillerinin borçlu olmadıklarının tespitine, davalının %40 tazminata mahkumiyetine karar verilmesini talep ve dava etmiş, 27.04.2004 tarihli ıslah dilekçesi ile davalının Ağır Ceza Mahkemesinde verdiği savunmasında çeklerin teminat çeki olduğunu beyan ettiğini, davalının haricen 191.294.123.000 TL’nı tahsil ettiğini ileri sürerek, bu bedelin istirdadına, bakiye kısım yönünden menfi tespit davası olarak devamına karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, davacının borçlu olduğu çekleri ödememesi nedeniyle icra takibinin başlatıldığını savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece davanın kısmen kabulü ile İstanbul 4.İcra Müdürlüğünün 2001/22221 sayılı dosyasında davalı tarafından tahsil edilen 231.626,76 YTL'nın davalıdan tahsiline, davalının icra takibini haksız ve kötüniyetli yaptığı anlaşılmadığından %40 tazminat isteminin reddine karar verilmiş, taraf vekillerince temyiz edilen karar Dairemizin 14.10.2008 gün ve 2007/3126 E, 2008/11174 K sayılı kararında yazılı gerekçeyle davacılar yararına bozulmuş,
Mahkemece bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonunda dosya kapsamına göre, bozma kararında belirtilen 11.04.2006 havale tarihli itiraz dilekçesinde “istirdada konu miktarın ödeme tarihinden itibaren faizi ile tahsiline” karar verilmesinin istenildiği, faizin türü yönünde bir talepte bulunulmadığı, bu şekildeki faiz talebinin “yasal faiz istemi” şeklinde algılanması gerektiği, davalı tarafın icra takibinde haksız ve kötüniyetli olup istirdadına karar verilen tutarın %40’ı olan 92.650,70 TL kötüniyet tazminatının da davalıdan tahsili gerektiği sonucuna varılarak,
davanın kabulü ile İstanbul 4.İcra Müdürlüğünün 2001/22221 sayılı dosyasında davalı tarafından tahsil edilen 231.626,76 TL'nın hüküm fıkrasında yazılı tarihlerden itibaren yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, 92.650,70 TL kötüniyet tazminatının davalıdan tahsiline dair verilen kararın taraf vekillerince temyizi üzerine karar Dairemizce onanmıştır.
Taraf vekilleri karar düzeltme isteminde bulunmuştur. 1-Dosyadaki yazılara, mahkeme kararında belirtilip Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere göre, davalı vekilinin HUMK'nun 440.maddesinde sayılan hallerden hiçbirisini ihtiva etmeyen karar düzeltme isteğinin reddi gerekir.
2-Davacılar vekilinin temyizine gelince, açıkça ilk bozma kararından önce 21.02.2005 tarihli dilekçe ile alacaklarının reeskont faiziyle birlikte tahsili talep edildiği gibi aynı istemin 10.02.2007 tarihli karar düzeltme istemli dilekçede de tekrarlandığı görülmekle mahkemece davacıların alacaklarına ödenme tarihlerinden itibaren reeskont oranında temerrüt faizine hükmedilmesi gerekirken bu husus gözden kaçırılarak davacı tarafından istenilen faizin türünün belirtilmediği ve bozmadan sonrada ıslahın mümkün olmadığı gerekçesiyle alacağa yasal oranda temerrüt faizi uygulanması hatalı ve kararın bu nedenle davacılar yararına bozulmasına karar
vermek gerekmekte ise de yapılan yanlışlığın yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediği anlaşılmakla HUMK’nun 438/7.maddesi hükmü uyarınca kararın düzeltilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2011/1538, K. 2011/5887, 13 Mayıs 2011 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama