KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2011/2660 E., 2011/6466 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 27 Mayıs 2011
- Mahkemesi
- Ticaret Mahkemesi
Karar Metni
786 kelime·4 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Ankara 5. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 17.04.2008 gün ve 2007/735-2008/159 sayılı kararı bozan Daire’nin 30.09.2010 gün ve 2008/13702-2010/9467 sayılı kararı aleyhinde davalı-birleşen davada davacı vekili tarafından karar düzeltilmesi isteğinde bulunulmuş ve karar düzeltme dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya için düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
Davacı, kendisinin davalı bankanın Kızılay Şubesi nezdinde vadesiz mevduat hesabı bulunduğunu, ayrıca iki ayrı menkul kıymet hesabından İMKB'de işlem gören hisse senetleri alım yapılarak bu hesaplar için ayrıca kredi sözleşmesi imzalandığını, 06.03.2000 tarihinde bankaya gittiğinde portföyündeki hisse senetlerinin sözleşmenin 4. maddesine aykırı olarak talimat dışı biçimde 24.02.2000 tarihinde 71.652.600.000 TL bedelle satılarak kredi borcuna mahsup edildiğini öğrendiğini, oysa 06.03.2000 tarihinde portföyün değerinin 86.248.850.000 TL olduğunu,
kredi borcu bildirilip ödeme olanağı tanınmadan yapılan satış ve mahsup işleminin zarar doğurduğunu, böyle bir işlemin sadece müşterinin teslim etmediği menkul kıymetler için yapılabileceğini ileri sürerek, işlemin sözleşmeye aykırılığının tespitini ve satılan hisse senetlerinin aynen iadesini veya hisse senetlerinin anılan iki tarih arasındaki farkı 14.632.250.000 TL'nın faiziyle birlikte davalıdan tahsilini, anılan tutarın kredi borcundan mahsubu ile müvekkilinin borcunun 4.843.150.000 TL olduğunun tespitini ve 10.000.000.000 TL manevi tazminatın tahsilini,
10.05.2000 tarihli ıslah dilekçesiyle de hisse senetlerin satılması nedeniyle dava tarihi itibariyle oluşan zararın, davalı bankaca uygulanan kredi faiz oranları ile komisyon ücretlerinin olağan olup olmadığının ve bunlardan doğan zararın tespitini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın reddini savunmuş, birleştirilen davada ise, bankanın aracılık sözleşmesi ve kredi sözleşmesi hükümleri uyarınca 06.03.2000 tarihinde 22.366.085.249 TL alacaklı olduğunu ileri sürerek, bu meblağın reeskont oranının iki katı tutarında temerrüt faizi, KKDF, BSMV ve diğer fer'ileriyle birlikte tahsilini, asıl alacağın %10'u ceza faizinin davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Mahkemece davacının davalı bankaya 06.03.2000 tarihi itibariyle 8.281.194.935 TL kredi borcu bulunduğunun tespiti ile bu meblağın aynı tarihten itibaren temerrüt faiziyle birlikte asıl davanın davacısından tahsiline dair verilen karar Dairemizin 10.10.2007 gün ve 2006/4413 E, 2007/12681 K sayılı kararında yazılı gerekçeyle taraflar yararına bozulmuştur.Mahkemece bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonunda dosya kapsamına göre, davacı ile dava dışı, Ak Menkul Değerler A.Ş. arasında üç ayrı sözleşme imzalandığı,
dava tarafları arasında bir kredi sözleşmesi bulunmamakla birlikte anılan şirketin acentesi olan banka şubesi aracılığı ile davacının hisse senedi alım satımı yaptığı, gerekli finansmanın bankaca kullandırılan kredilerle sağlandığı, taraflar arasındaki bu ilişkinin SPK mevzuatına aykırı ve atipik nitelik taşıdığı, davalı bankanın talimat olmaksızın davacıya ait hisse senetlerini satması sözleşmeye aykırı olsa da satış bedelinin müşterinin kredi borcundan mahsubunun taraflar arasındaki ilişkinin gereği olarak kabul gördüğü,
davacı ...’in portföyündeki hisse senetlerinin müşterinin talimatı alınmadan 24.02.2000 tarihinde davalı banka tarafından satılarak (T+2) kuralına göre nakde çevrildiği ve davacının kredi borcundan mahsup edilerek bakiye kredi borcu için ihtarname keşide edildiği, davacı ...’in hisse senetlerinin usulsüz olarak nakde çevrildiği günü 06.03.2000 tarihinde öğrendiğini bildirmiş olmakla, değerlendirmenin bu tarih esas alınarak yapılması gerektiği, davalı bankanın 24.02.2000 tarihinde herhangi bir talimatı olmaksızın davacıya ait hisse senetlerini satmasının taraflar arasındaki sözleşme ilişkisine aykırı olduğu,
ancak bankanın satış hasılatını müşterisinin kendisine olan kredi borcundan mahsup hakkını esasen taraflar arasındaki ilişkinin bir gereği olarak daha önceki işlemlerle karşılıklı kabul görmüş olduğu, bu itibarla davacının satışı öğrendiği 06.03.2000 tarihi itibariyle satılan hisse senetlerinin ağırlıklı ortalama satış değerinin 83.936.191.000 TL tutarında olduğu, hisselerin satış bedeli olan 71.667.600.000 TL’nın bu tutardan düşüldüğünde asıl davada davacı ...’in 12.268.591.000 TL zararının oluştuğu, birleşen davada ise aynı tarih itibariyle davacı bankanın davalıdan alacağının ise 20.549.794.935 TL olduğu,
bu bedelin taraflar arasındaki sözleşmenin 13/a maddesi uyarınca bankanın reeskont faizine 10 puan eklenmek suretiyle hesaplanan temerrüt faizini de talep edebileceği sonucuna varılarak, asıl davada davanın kısmen kabulü ile 12.268,59 YTL’nın 06.03.2000 tarihinden itibaren değişen oranlarda reeskont oranında faiziyle birlikte davalı bankadan tahsiline, manevi tazminat ile fazlaya ilişkin istemin reddine;
birleşen davada 18.038,03 YTL asıl alacak, 2.392,15 YTL işlemiş faiz, 119,60 YTL BSMV olmak üzere toplam 20.549,79 YTL’nın birleşen davanın davalısından tahsiline, 18.038,03 YTL asıl alacağa 06.03.2000 tarihinden tahsil tarihine kadar değişen reeskont faiz oranının 10 puan ilavesi ile bulunacak olan oran üzerinden hesaplanacak faiz yürütülmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine dair verilen kararın taraf vekillerince temyizi üzerine karar Dairemizin 2008/13702 E,2010/9467 K sayılı ilamıyla ilamda yer alan gerekçelerle davacı-birleşen davada davalı yararına bozulmasına karar verilmiştir.
Davalı-birleşen davada davacı vekili karar düzeltme isteminde bulunmuştur. Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere göre, davalı-birleşen davada davacı vekilinin HUMK’nun 440. maddesinde sayılan hallerden hiçbirini ihtiva etmeyen karar düzeltme isteğinin reddi gerekir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2011/2660, K. 2011/6466, 27 Mayıs 2011 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama