KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2011/3179 E., 2012/9281 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 30 Mayıs 2012
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
478 kelime·2 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Konya 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 09/12/2010 tarih ve 2009/248-2010/532 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalı şirketin müvekkilinden tahsil ettiği parayı geri ödemediğini, müvekkilince davalı şirket aleyhine Federal Almanya Cumhuriyeti Hamburg Asliye Hukuk Mahkemesine açılan davanın müvekkili lehine sonuçlandığını, yabancı mahkeme kararının kesinleştiğinin 05.11.2007 tarihinde karara şerh edildiğini ileri sürerek Federal Almanya Cumhuriyeti Hamburg Asliye Hukuk Mahkemesinin 320 O 12/07 numaralı Gıyabi kararının tenfizine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, yabancı mahkeme kararının usulüne uygun olarak müvekkiline tebliğ edilmediğini, bu nedenle savunma haklarının kısıtlandığını, kararın gerekçeden yoksun olması nedeni ile Türk Kamu Düzenine aykırı olduğunu, davacının müvekkili şirketin ortağı olup verilen kararın TTK'nun 329 ve 405. maddelerine aykırı olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre tenfize konu kararın 30.07.2007 tarihinde postaya verilerek davalı adına 14.08.2007 tarihinde tebliğ edildiği kabul edilmek suretiyle kararın kesinleştirildiği, kararın tebliğinin Alman Usul Kanununa göre posta yolu ile yapıldığı, tebliğin Bakanlık kanalıyla yapılmadığının davacının da kabulünde olduğu,
yurt dışı tebligatın 7201 Sayılı Tebligat Kanununun 25-28 ve Tebligat Tüzüğünün 36-47. maddeleri uyarınca ikili veya çok taraflı sözleşmeler ile Uluslararası Adli Yardımlaşma Kurallarına göre yapılacağı, 7201 Sayılı Tebligat Kanununun 25. maddesinin 2. ve Tebligat Tüzüğünün 36. maddesinin 1. fıkraları uyarınca tebliğin, tebligatı çıkaran Merci'nin bağlı bulunduğu Bakanlık aracılığı ile Dış İşleri Bakanlığı'na, oradan da o yerdeki Türkiye Büyük Elçiliğine veya Başkonsolosluğuna gönderilmek suretiyle yapılacağı öngörüldüğü,
1965 tarihli Hukuki ve Ticari konularda Adli ve Gayri Adli Belgelerin Yabancı Memleketlerde Tebliğine Dair Lahey Sözleşmesine Türkiye ve Almanya'nın taraf bulunduğu, Türkiye yönünden bu sözleşmenin ise 28.04.1972 tarihinde yürürlüğe girdiği, anılan Lahey Sözleşmesi ile kabul edilen istisnai tebligat yöntemlerinden birinin de doğrudan posta yolu ile tebligata ilişkin olup, bu yönteme sadece sözleşmenin 10. maddesine çekince koymayan ülkeler açısından başvurmanın mümkün olduğu,
Türkiye'nin ise 10. maddedeki tebligat yöntemini kabul etmeyeceğini bu maddeye koyduğu çekince ile açıkça belirttiğini, bu halde de söz konusu mahkemenin gıyapta verdiği dava ve tenfize konu kararın, doğrudan posta yolu ile tebliğ yoluna gidilmesi, davalının savunma hakkını kısıtladığı gibi esasen MÖHUK'nun 54/c maddesi gereğince kamu düzenine aykırı da olduğu, MÖHUK'nun 50. maddesi gereğince ortada kesinleşmiş bir karar olduğundan da söz edilemeyeceği gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2011/3179, K. 2012/9281, 30 Mayıs 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama