KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2011/4042 E., 2012/12122 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 6 Temmuz 2012
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
675 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Giresun 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 07/05/2010 tarih ve 2008/148-2010/185 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, Özelleştirme Yüksek Kurulu kararı ile müvekkiline devredilen Seka Aksu İşletme Müdürlüğü'nde davalının taşeron olarak ihale usulü işler yaptığını, davalı şirket çalışanlarının kıdem, ihbar, yıllık izin vs işçilik haklarının ödenmemesi nedeniyle müvekkili aleyhine açılan davaların kabul edildiğini, kararın kesinleşmesi sonrası girişilen icra takipleri nedeniyle müvekkilince toplam 13.790.00 TL'nın icra dosyalarına yatırıldığını ileri sürerek ödenen tazminatın davalı şirketten tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı şirket, davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davanın asıl işverenin alt işverene rücu davası olduğu ve dava dışı işçilerin davalı işyerinde çalıştıkları tarihlerin gözetilmesi gerektiği gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile 6.037,70 TL tazminatın 3.037,62 TL'lık kısmının ödeme tarihi olan 27.10.2006, 3.000,08 TL'nın ise dava tarihi olan 14.03.2008 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.
1-Dava, asıl işveren sıfatıyla işçilere ödenen kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve yıllık ücretli izin alacağı ile faiz, mahkeme ve icra masrafı, vekalet ücretleri alacağının sözleşme uyarınca alt işverenden rücuen tahsili istemine ilişkin olup, mahkemece kısmen kabul kararı verilmiştir.
Alacaklıya ifada bulunulmasıyla beraber kural olarak, elde edilen rücu alacağı için borçlular arasında teselsül bulunmaz. Alacaklının yerine geçen eski borçlu, diğer borçlulara gittiğinde, her birinden ancak üzerlerine düşen kısım oranında talepte bulunabilir, yoksa yeni bir teselsül bağı kurulacak veya her bir borçludan, diğer borçluların da ifa etmesi gereken edim istenebilecek değildir.
Borçluların, kendi aralarındaki ilişkide hangi miktar üzerinden sorumlu olacakları, bir kanun hükmüne veya hakimin vereceği bir karara binaen yahut da borçluların kendi iradeleri ile kararlaştırdıkları bir paylaşım anlaşmasınca belirlenebilir. Bununla birlikte ifadan sonra borçlular arasında husule gelecek paylaşım her durumda ayniyet arz etmez.
Kimi zaman ifa edilen borcun yükünün tüm borçlularca eşit olarak veya farklı oranlarda paylaşılarak yüklenilmesi söz konusu olsa da, sadece bir borçlunun tüm yükü üstlenmesi de mümkündür. Aralarında teselsül bulunan borçlulardan birinin, alacaklıya ifada bulunduktan sonra elde edeceği rucü hakkının kapsamının çizilmesinde, alacaklıya boçlanılan edimin değeri, borca ilişkin işleyen faizler ve ifa için yapılmış masraflar rol oynar.
Borçluların her biri için ödeme yapan borçlu, sorumlulukları oranında, asıl borç, işlemiş faiz ve masrafları diğer borçlulardan rücu yolu ile talepte bulunabilir.
Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olaya dönüldüğünde, taraflar arasında imzalanan sözleşme ve eklerine göre davalı şirket değişik tarihlerde davacıdan ihale yoluyla alt işveren olarak işler alıp işçi çalıştırmış, bu işçilerin bir kısmı tarafından davacıya karşı iş mahkemelerinde açılan işçilik alacaklarına ilişkin davalar işçiler lehine sonuçlanmış, davacı, karar altına alınan alacakları, aleyhine yapılan icra takibi ile dosyalarına ödemiştir. Taraflar arasında imzalanan şartnamenin 10. maddesine göre, alt işveren olan davalı şirketin, çalıştırdığı işçilerin ücret, prim ödeme, vs. borçlarından sorumlu olduğu anlaşılmaktadır. Uyuşmazlık, davacı tarafından ödenen miktardan davalının sorumlu olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Mahkemece uyuşmazlığın çözümüne yönelik olarak bilirkişi raporu alınmışsa da, alınan rapor değerlendirilmeden ve tartışılmadan, mahkemenin kendi incelemesi ve değerlendirmesine göre ve hangi gerekçe ile rapordan farklı bir sonuca ulaşıldığı, alınan rapordan ayrılınan noktaların neler olduğu kararda açıklanmadan karar verildiği anlaşılmaktadır.
Bu kapsamda, alınan bilirkişi raporunu da irdeleyecek şekilde, bu rapordan ayrılınan hususlar olursa bunların da açıklamasını içerir ek rapor veya yeni bir bilirkişi heyetinden rapor alınarak ve yukarıda açıklanan hususlar ile yargılama giderleri ve vekalet ücretinden de davalının sorumlu olduğu unutulmadan sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, denetime elverişsiz ve ne şekilde yazılı sonuca varıldığı anlaşılmayan gerekçe ile hüküm kurulması doğru olmamış, kararın bu nedenle taraflar yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
2- Bozma neden ve şekline göre, taraf vekillerinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2011/4042, K. 2012/12122, 6 Temmuz 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama