KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2011/4831 E., 2012/11947 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 4 Temmuz 2012
- Mahkemesi
- Sulh Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
753 kelime·4 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Ortaca Sulh Hukuk Mahkemesi’nce verilen 02/06/2010 tarih ve 2006/221-2010/123 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı ve davalı Banka vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı, asıl davada, davalı ... Ortaca Şubesi'nde bulunan hesabından 3.450,00 TL'nin internet bankacılığı üzerinden diğer davalıların hesaplarına aktarıldığını, davalılar tarafından dolandırıldığını iddia ederek 3.450.00 TL'nin davalılardan tahsilini birleşen dava da aynı olayda davalı bankanın gerekli güvenliği sağlayamayarak üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirmediğini, hesabından aktarılan pararnın 650,00 TL'sinin kendisine iade edilp 2.800,00 TL zararın karşılanmadığını ileri sürerek 2.800,00 TL maddi 3.000,00 TL manevi tazminatın davalı bankadan tahsilini talep etmiş yargılama sırasında asıl davadan feragat etmiştir.
Davalı banka vekili, meydana gelen dolandırıcılık işleminin bankalarınca ortaya çıkarıldığını, davacının şüpheli bir IP numarasından hesabına müdahale edilmeye çalışıldığı gerekçesiyle arandığını, davacının kişisel bilgilerinin kullandığı şahsi bilgisayara yapılan sanal saldırı sonucu kötü niyetli kişilerce ele geçirildiğini, bankanın internet bankacılığı sisteminin güvenlik zaafiyetinin bulunmadığı, davacının müvekkilinin sunduğu ek güvenlik tedbirlerinden faydalanmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Davalı ... davanın reddini istemiştir.
Diğere davalı davaya cevap vermemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu tüm dosya kapsamına göre, asıl davanın feragat nedeniyle reddine, birleşen davada ise; davacının şifresini korumada yeterli özeni göstermeyip bankanın sunmuş olduğu ek güvenlik önlemlerinden istifade etmeyerek kimliği belirsiz kişi veya kişilerce dolandırılmasına ve hesabının boşaltılmasına sebebiyet verdiğinden kendi zararı ile sonuçlanan olayda 1/5 oranında kusurlu olduğu, davalı bankanın ise mevcut internet bankacılığı sisteminde biyolojik tanıma sistemine yer vermemesi, değişken şifre uygulamasını zorunlu hale getirmemesi,
şubeleri nezdinde sahte kimlik ve isimlerle hesaplar açılmasına engel olamayışı, davacının mevduatını koruma hususunda özen borcuna aykırı davranması dikkate alındığında 4/5 oranında kusurlu olduğu, davacı zararının 4/5'i olan 2240,00 TL'den davalı ...Ş'nin sorumlu olacağı, gerekçeleriyle davanın kısmen kabulü ile 2.240,00 TL 'nin 17.02.2006 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Karar, davacı ve davalı banka vekilince temyiz edilmiştir. 1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir. 2- Dava, banka nezdinde açılmış olan hesapta bulunan paranın davacının bilgisi ve izni dışında internet yolu ile yapılan işlemler sonucu çekilmesi suretiyle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir.
Bankalar kendilerine yatırılan paraları mudilere istendiğinde veya belli bir vadede ayni veya misli olarak iade etmekle yükümlüdür (4491 Sayılı Yasa ile değişik 4389 Sayılı Bankalar Kanunu 10/4 ve 5411 Sayılı Bankacılık Kanunu’nun 61.maddesi). Bu tanımlamaya göre, mevduat ödünç ile usulsüz tevdi sözleşmelerinin niteliklerini taşıyan kendine özgü bir sözleşmedir. BK.
306 ve 307. maddeler uyarınca ödünç alan, akdin sonunda ödünç verilen parayı eğer kararlaştırılmışsa faizi ile iadeye mecburdur. Aynı Yasa’nın 372/1. maddesi uyarınca usulsüz tevdide paranın nef’i ve hasarı mutlak şekilde saklayana geçtiği için ayrıca açıklamaya gerek kalmadan saklayan bu parayı kendi yararına kullanabilir.
Bu açıdan değerlendirildiğinde, usulsüz işlemle çekilen paralar aslında doğrudan doğruya bankanın zararı niteliğinde olup, mevduat sahibinin bankaya karşı alacağı aynen devam etmektedir. Usulsüz işlemlerin gerçekleşmesinde ispatlandığı takdirde mevduat sahibinin müterafık kusurundan söz edilebilir ve banka bu kusur oranı üzerinden hesap sahibinin alacağından mahsup talebinde bulunabilir.
Somut olayda mahkeme, benimsediği bilirkişi raporu ile davacının şifresini koruma da gerekli özeni göstermeyip, bankanın sunmuş olduğu ek güvenlik önlemlerinden istifade etmeyerek zarar sebebiyet verdiği gerekçesiyle müterafik kusurunun olduğu kabul edilmiştir.
Oysa davacıya ait para, davalı bankaya karşı gerçekleştirilen sahtecilik işlemi ile hesaptan çekilerek başka hesaplara EFT yapılmış olup, bu durum davalı bankayı aldığı mevduatı iade etme yükümlülüğünden kurtarmayacağı gibi, ispat yükü kendisinde olan davalı banka davacılara vermiş olduğu şifre ve parolanın davacıların kusuru ile ele geçirildiğini de kanıtlayamamıştır.
Kaldı ki, internet bankacılığında bankanın ve müşterilerin güvenliğini sağlayacak ek güvenlik önlemlerinin kullanılmasının zorunlu kılınmaması ve davacının inisiyatifine bırakılması nedeniyle, meydana gelen zarardan dolayı davalı bankanın sorumluluğu ortadan kalkmaz.
Ayrıca, davacıya ek güvenlik enstrümanlarını kullanmadan işlem yapma yetkisinin davalı banka tarafından verilmiş olması karşısında, bunları kullanmadan işlem yapan davacının meydana gelen zararda müterafik kusuru olduğunun kabulü de mümkün değildir.
Bu itibarla, mahkemece tüm kusurun davalı bankada olduğunun kabulü gerekirken, yazılı gerekçe ile tarafların birlikte kusurlu olduğunun kabul edilmeleri doğru görülmemiş, kararın bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2011/4831, K. 2012/11947, 4 Temmuz 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama