KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2011/4953 E., 2011/16897 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 13 Aralık 2011
- Mahkemesi
- Ticaret Mahkemesi
Karar Metni
536 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Ankara 7. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 03/02/2011 tarih ve 2009/298-2011/32 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak davalı vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 13.12.2011 gününde davacı avukatı ... ile davalı avukatı ... gelip, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatları dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalının müvekkili şirketin 05.03.2008 tarihinden, hissesini devredip ortaklıktan ayrıldığı 05.11.2008 tarihine kadar yönetim kurulu başkanlığını yaptığını, şirketin banka hesaplarından para çekilebilmesi için en az iki yönetim kurulu üyesinin imzası gerektiği halde davalı tarafından tek imzalı belgelerle para çekilip, bu paranın (298.921,11) TL'nın şirket işlerinde kullanıldığının belgelenemediğini ileri sürerek, anılan meblağın temerrüt faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak,davalının davacı şirkette yönetici iken bankalarla yaptığı işlemler sonucu davacı şirkete ait (277.231,11) TL'nı davacıya iade etmesi gerektiği halde uhdesinde tuttuğu gerekçesiyle davanın anılan meblağ üzerinden kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1- Davacı vekilince sunulan dava dilekçesinde, davalı eski yöneticinin, müvekkili şirketin banka hesaplarından yetkisi bulunmadığı halde tek imza ile para çektiği ve bu paraların şirket işlerinde kullanıldığını belgeleyemediği, böylelikle şirketi zarara uğrattığı ileri sürülmüş olup, iddianın bu ileri sürülüş biçiminden de anlaşılacağı üzere dava, davalı eski yönetici tarafından davacı şirketin zarara uğratıldığı iddiasına dayalı bir sorumluluk davasıdır.
TTK.’nun 341 nci maddesi uyarınca, böyle bir davanın şirket adına açılabilmesi için genel kurulda davalı hakkında dava açılması yönünde bir karar alınması ve davanın denetçiler tarafından açılması gerekmektedir. Ancak açıklanan bu koşullar sonradan da tamamlanabilir. Dolayısıyla bu yöndeki bir usulü eksiklik, davanın hemen reddini gerektirmez.
Dosya içeriğine göre, davalı hakkında dava açıldıktan sonra 17.07.2009 tarihli genel kurulda, açılan davaya muvafakat verilmesine dair bir karar alınmış ve bu usulü eksiklik tamamlanmışsa da, davanın şirket yönetim kurulu üyeleri tarafından verilen vekaletnameye dayanılarak açıldığı anlaşılmaktadır.
Dairemizin yerleşmiş uygulamasına göre bu durumda, denetçilerin ya kendilerinin bizzat veya davayı açan vekile veya başka bir avukata vekaletname vermek suretiyle avukat aracılığıyla davayı takip etmeleri ve bu suretle anılan şartın yerine getirilmesi gerekmektedir. Yine Dairemizin içtihatları uyarınca böyle bir durumda denetçilerin davaya muvafakat beyanıyla yetinilmesi doğru değildir (Yargıtay 11. HD., 19.06.2003, 950 E./6534 K., G.Eriş, Ticari İşletme ve Şirketler, 3. Baskı, s:1996).
Bu durum karşısında mahkemece, HUMK.’nun 39-40. madde hükümleri uyarınca davacı tarafa süre verilerek, anılan eksikliğin açıklanan şekilde giderilmesine olanak tanınması, verilen süre içerisinde bu koşullar yerine getirilmez ise davanın usulden reddedilmesi gerekirken, re`sen dikkate alınması gereken bu yön üzerinde durulmadan, işin esasının incelenmesine girişilip yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
2- Bozma sebep ve şekline göre, davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2011/4953, K. 2011/16897, 13 Aralık 2011 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama