KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2011/6092 E., 2012/13282 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 13 Eylül 2012
- Mahkemesi
- Sulh Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
374 kelime·2 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Bakırköy 3. Sulh Hukuk Mahkemesi’nce verilen 23/02/2011 tarih ve 2007/144-2011/493 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin davalı ... şirketi nezdinde hayat sigortası yaptırdığını, 01/10/2006 tarihinde rektal kanamalarının yoğunlaşması sonucunda acil olarak Medicana Hastanesine sevk edildiğini, hastane masraflarının müvekkili tarafından karşılandığını, davalı tarafından ödenmediğini ileri sürerek 3.300,00 TL maddi tazminatın ve 2.000,00 TL manevi tazminatın faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacının talebinin poliçe teminat kapsamı dışında olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, tüm dosya kapsamına, toplanan delillere ve düzenlenen bilirkişi raporuna göre, maddi tazminata ilişkin davanın kabulüne, manevi tazminata ilişkin davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1-Türkiye Cumhuriyeti Anayasası yargılamanın açıklığı ilkesini kabul etmiştir. HMK'nun 298/2 ile HUMK'nun 382. ve devamı maddelerinde hükmün nasıl tesis edileceği ve sonrasında kararın nasıl yazılacağı etraflıca hükme bağlanmıştır. Yargılamanın açık bir şekilde yapılması ve tesis edilen hükmün açıkça belirtilmesi ilke oalrak kabul edilmiştir.
Bu nedenle, hükmün açık, anlaşılır, şüpheye yer vermeyecek şekilde infazı kabil olarak kurulması ve de en önemlisi sonradan yazılacak gerekçeli kararın kısa karara uygun bulunması gerekir. Aksi halde, yargılamanın açıklığı ilkesi dolayısıyla kamu vicdanı zedelenmiş ve mahkeme kararlarına duyulan güven sarsılmış olacaktır.
Hatta, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu'nun 10.04.1992 gün ve 1991/7 Esas 1992/4 sayılı Kararı'nda da kısa karar ile gerekçeli kararın çelişik bulunmasının bozma nedeni sayılacağı içtihat edilmiştir.
Somut olaya gelindiğinde, mahkemece 23.02.2011 tarihli oturumda verilen kısa kararda maddi tazminata ilişkin olarak davanın kabulüne, 3.300,00 TL'nın davalıdan tahsiline dair hüküm kurulmuş iken gerekçeli kararda davanın 3.244,00 TL üzerinden kabulüne karar verilmiştir. Bu şekilde kısa karar ve gerekçeli karar arasında çelişkiye yol açılması doğru olmadığından kararın bu yönden bozulması gerekmiştrir. 2-Bozma sebep ve şekline göre de davalı vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2011/6092, K. 2012/13282, 13 Eylül 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama