KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2012/15021 E., 2012/18439 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 19 Kasım 2012
- Mahkemesi
- ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Karar Metni
569 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Akhisar 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 22/02/2012 tarih ve 2008/157-2012/168 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili tarafından Akhisar Merkez ve Köyleri Tütün Tarım Satış Kooperatifine 11.10.1999 tarihinde Tarım Satış Kooperatifleri ve Birlikleri kredi sözleşmesine dayanılarak 550.000 TL tutarında kredi açılıp kullandırıldığını, borçlu kooperatifçe bu kredinin ortaklarına dağıtıldığını ve kredinin teminatı olarak ortaklardan alınan müşterek ve müteselsil borç senetlerinin bankaya temlik edildiğini, bu temlik işlemi ile kooperatifin alacakla ilgili tasarruf hak ve yetkisinin kalmadığını, borçluların borçlarından kurtulmaları için kural olarak alacağı yeni alacaklı olan müvekkili bankaya ödemeleri gerektiğini,
kooperatif ile ortakları arasında müşterek borçlu ve müteselsil borç senedi başlığı altında düzenlenen sözleşmelerde yer alan ibarelerle ortakların temlikten haberdar olduklarını ileri sürerek, asıl davada 12.369 TL, birleşen davada ise 4.650,11 TL alacağın dava tarihinden itibaren işleyecek % 26 değişken faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep ve dava etmiştir.
Asıl davada davalılar vekili, davanın reddini istemiştir. Birleşen davada davalılar, davaya cevap vermemiştir. Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama ve tüm dosya kapsamına göre, müşterek ve müteselsil borç senedinde senetten doğan borcun önce kooperatife ödeneceğinin belirtildiği, kredi sözleşmesine dayanan alacağın, alacağın temliki hükümlerine göre davacıya temlik edildiği, davacıya herhangi bir ödeme yapılmadığı, ancak borçlular tarafından ibraz edilen kasa tahsil fişleri, ayrıca Akhisar Yaprak Tütün İşletme
Müdürlüğünden celbedilen kayıtlara göre davalı borçluların davaya konu borç için kooperatif alacağına mahsuben alacaklarından yapılan kesintilerle ve nakit olarak ödeme yaptıkları, asıl dava yönünden vade tarihinden önce ve sonra yapılan ödemeler mahsup edildikten sonra davalıların yasal faizi ile birlikte toplam 2.409,72 TL borçlarının kaldığı,
bu durumda davaya konu kredi borcunun sözleşmenin 3. maddesinde düzenlenen şekilde kooperatife kısmen ödendiğinin kabulünün gerektiği, birleşen dava yönünden ise yapılan ödemeler neticesinde davalıların borçlarının bulunmadığı gerekçesiyle, asıl davanın reddine, birleşen davanın ise kısmen kabulüne, 2.409,72 TL'nin dava tarihinden itibaren 609,17 TL asıl alacak üzerinden işleyecek tarımsal kredilere uygulanan faiz oranı ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1-Dava, kredi alacağının teminatı olarak verilen senet bedelinin ödenmemesi nedeniyle açılan alacak davasıdır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası yargılamanın açıklığı ilkesini kabul etmiştir. Mülga HUMK'nın 382 ve devamı maddelerinde hükmün nasıl tesis edileceği ve sonrasında kararın nasıl yazılacağı etraflıca düzenlenmiştir. Yargılamanın açık bir şekilde yapılması, tesis edilen hükmün açıkça belirtilmesi esastır.
Bu nedenle hükmün açık, anlaşılır, infaz edilebilir şekilde tesis edilmesi ve de en önemlisi sonradan yazılacak gerekçeli kararın, kısa karara uygun olması gerekmektedir. Aksi halde, yargılamanın açıklığı ilkesi, dolayısıyla kamu vicdanı zedelenmiş ve mahkeme kararlarına güven sarsılmış olacaktır.
Nitekim, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu’nun 10.4.1992 tarih ve 1991/7 esas, 1992/4 sayılı kararında da kısa karar ile gerekçeli kararın çelişkili olmasının bozma nedeni sayılacağı içtihat edilmiştir.
Somut olayda mahkemece, gerekçesinde asıl davanın kısmen kabulünün, birleşen davanın reddinin gerektiği belirtildiği halde hükümde asıl davanın reddine, birleşen davanın ise kısmen kabulüne karar verilmiştir. Bu durum karşısında, gerekçe ile hüküm arasında çelişki yaratılması doğru görülmemiş, gerekçeye uygun hüküm kurulması için mahkeme kararının bozulması gerekmiştir. 2- Bozma sebep ve şekline göre, davacı vekilinin temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2012/15021, K. 2012/18439, 19 Kasım 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama