KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2012/3961 E., 2012/8257 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 18 Mayıs 2012
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
622 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Konya 4. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 22/09/2011 tarih ve 2010/647-2011/412 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili ve davalı şirket vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 18.05.2012 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davacı vekili Av. ... ve Av. .... ile davalı vekili Av. .... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, Almanya Essen Eyalet Mahkemesi tarafından verilen 19.10.2009 tarihli 3 O 303/08 numaralı kararın kesinleştiğini ileri sürerek, tenfizine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekilleri, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, tüm dosya kapsamına göre, davacı ile davalı ... arasında hukuki bir ilişkisinin mevcut olmadığı gerekçesiyle, davalı ... yönünden tenfiz isteminin reddine, davalı şirket yönünden davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili ve davalı şirket vekili temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekili ile davalı şirket vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Dava, yabancı mahkeme kararının tenfizi istemine ilişkin olup, mahkemece, yazılı gerekçe ile davalı ... yönünden tenfiz isteminin reddine karar verilmiş ise de, davaya konu Almanya Essen Eyalet Mahkemesi’nin yapmış olduğu yargılama sonucu verdiği kararın dosya içindeki tebliğ belgelerinden anlaşılacağı üzere Adalet Bakanlığı Uluslar arası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü aracılığı ile davalı ...’in de vekili olan Av. Osman Pınarbaşı’na 08.01.2010 tarihinde tebliğ edildiği ve süresinde yasal yollara başvurulmadan kesinleşmiş bulunduğu anlaşılmaktadır.
Yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak alınmış ve kesinleşmiş ilamlar hakkında, yetkili mahkemenin tenfiz kararı verebilmesi için 5718 SK.’nun 54/c maddesi uyarınca, hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması gereklidir.
Kanunda kamu düzeni kavramının zamana ve yere göre değişebilen niteliği gereği bir tanımlama yapılmaktan kaçınılmış ve konunun hakimin takdirine bırakılması tercih edilmiş, ancak kamu düzenine aykırılığın “açıkça” olmasının aranmasıyla bu konuda takdir hakkı bulunan hakime bir sınırlama getirilmek istenmiştir.
Bu düzenleme, Türk tenfiz hukukunda, kamu düzeni kavramının izin verdiği ölçüde, yabancı mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizi lehine bir eğilimin bulunduğunu göstermektedir. Doktrinde de bu konuda hakime yardımcı olması bakımından bazı kriterler verilmiştir. Buna göre örneğin Türk tenfiz hakimi “kural olarak” yabancı mahkeme kararının doğruluğunu inceleyemez (revision au fond yasağı).
Zira aksinin kabulü, aynı davanın Türk mahkemesinde tekrar görülmesi ve yeni bir Türk mahkemesi kararının ortaya çıkması sonucunu doğurur. Ancak örneğin Türk hukukunun vazgeçilmez kabul ettiği temel prensiplerini ihlal eden veya milletlerarası alanda geçerli olan ortak ilkelere aykırı bulunan yabancı mahkeme kararları tenfiz edilemez. Tenfiz hakimi takdir hakkını kullanırken, her somut olayın kendine mahsus özelliklerini de dikkate almalıdır.
Bu itibarla, mahkemece usulünce kesinleşmiş yabancı mahkeme kararının tenfizi isteminin revision au fond yasağına aykırı bir şekilde davacı ile davalı ... arasında hukuki bir ilişkinin bulunmadığı gerekçesiyle adı geçen davalı yönünden reddi doğru olmayıp kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir. 3- Davalı şirket vekilinin nisbi harca ilişkin temyiz itirazlarına gelince, Dairemizce tenfiz davaları nitelikleri itibariyle eda davası değil, tespit davası mahiyetinde kabul edilmesi nedeniyle maktu harca hükmedilmesi gerekirken, nisbi harca hükmedilmesi doğru görülmeyip kararın bu nedenle davalı şirket yararına bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2012/3961, K. 2012/8257, 18 Mayıs 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama