KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2012/6641 E., 2012/17690 K.·Mahkemesi :asliye Hukuk Mahkemesi
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 8 Kasım 2012
Karar Metni
855 kelime·4 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Afyonkarahisar 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce bozmaya uyularak verilen 16.03.2012 tarih ve 2012/71-2012/103 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacılar vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 06.11.2012 günü hazır bulunan davacı ... ile davacılar vekili Av. ... ve davalı ... ile vekili Av. ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacılar vekili, davalının “Hisar Maden Suyu” işletme ruhsatının sahibi olup, müvekkili ile 26.09.2003 tarihinde yapmış olduğu anlaşma uyarınca davalının maden suyunun çıktığı taşınmazı, maden suyu tesislerini ve işletme ruhsatını müvekkiline 600.000 Amerikan doları karşılığında sattığını, anlaşma çerçevesinde müvekkilinin davalıya 150.000 Amerikan doları ve 122.000,00 TL ödeme yaptığını, ayrıca davalıya toplam 24 adet çek keşide ettiğini, taraflar arasında yapılan sözleşmede işletme ruhsatı devir aşamalarında bir problem olması halinde çeklerin ödenmesinin durdurulacağı hususunun hüküm altına alındığını,
ancak müvekkili henüz üretime başlamadan Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından işletme ruhsatının ruhsat başvurusu yapılırken davalı tarafından Bakanlığa sunulan bir belgenin sahte olması nedeniyle iptal edildiğini, davalının sahte belgelerle almış olduğu ruhsatı müvekkiline satarak müvekkilini dolandırdığını, işletme ruhsatının iptal edilmesinden dolayı müvekkilinin davalıya hiçbir borcunun bulunmadığını, müvekkili tarafından verilen çeklerin davalının elinde sebepsiz olarak kaldığını ileri sürerek,
müvekkili tarafından verilen çeklerle ilgili olarak davalıya borçlu olunmadığının tespiti ile davalı aleyhine kötü niyet tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, sahte olduğu iddia edilen belge ile müvekkilinin bir ilgisinin bulunmadığını, davacıya işletme ruhsatının devredildiğini savunarak, davanın reddi ile % 40 kötü niyet tazminatına karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucu ruhsatın iptaline gerekçe olarak gösterilen sahte belge düzenlenmesi hususuna ilişkin ...’un ceza mahkemesinde yapılan yargılanmasında resmi belgede sahtecilik ve dolandırıcılık suçundan beraatına karar verildiği, bu kararın kesinleştiği, bu durumda dava konusu maden suyu işletme ruhsatının iptaline ilişkin düzenlenen sahte belge olayının gerçekleşmediği hususunun yargı kararı ile sabit olduğu,
dolayısıyla sözleşmenin iptal edilmesinde davacının iddia ettiği ruhsat iptali ile ilgili olarak davalının eylemi ile iptal eylemi arasında illiyet bağının oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine, borçlu davacının dava açılırken aldığı ihtiyati tedbir kararı sonucu alacaklı davalının alacağını zamanında alamaması nedeniyle % 40 tazminatın davacıdan alınarak davalıya verilmesine karar verilmiştir.
Kararı, davacılar vekili temyiz etmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmaması ile işbu menfi tespit davasının davalının yaptığı sahtecilik işlemi sonucu alınan “Maden Suyu İşletme Ruhsatı”nın iptali nedenine dayalı olarak açılmış olup, yargılama sırasında davacı tarafın davalı tarafından satılan fabrika alanının Kızılay Maden Sularının koruma alanında kaldığından bu işletmeye ruhsat alınmasının mümkün olmadığına ilişkin iddiasının davalı tarafça, davacı tarafın beyanlarının davayı genişletme amaçlı olduğu belirtilerek kabul edilmediği,
karşı konulmuş olduğu da anlaşıldığından davacılar vekilinin bu davada incelenmesi mümkün olmayan söz konusu iddialarına dayalı temyiz itirazları ile aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2-Mahkemece, davanın reddi ile birlikte borçlu davacının dava açılırken aldığı ihtiyati tedbir kararı sonucu alacaklı davalının alacağını zamanında alamaması nedeniyle % 40 tazminatın da davacılardan tahsiline karar verilmiştir.Davacıların tedbir istemi üzerine mahkemece 14.06.2004 tarihinde çeklerin ibraz edenlere ödenmemesi yönünde tedbir kararı verilmiş, aynı kararda çek bedellerinin toplamı üzerinden % 15 oranında teminat alınmasına,
teminat mahkeme veznesine yatırıldıktan sonra kararın banka müdürlüğüne gönderilmesine karar verilmiştir.Tedbir kararına karşı davacılar teminatın kaldırılması yönünde mahkemeye itirazlarda bulunmuş, mahkemece davacıların teminatın kaldırılması yönündeki talepleri reddedilmiştir.
Davacı taraf, teminatın kaldırılmasına yönelik taleplerinin reddine karar verilmesi nedeniyle tedbir kararının uygulanmadığını, yargılama devam ederken bir kısım çeklerin icraya konularak ödenmiş olduğunu, bu nedenle % 40 tazminata ilişkin hükmün yasal olmadığını temyiz itirazında ileri sürmüştür.
İcra ve İflas Kanunu’nun menfi tespit ve istirdat davalarına ilişkin 72/2. maddesinde icra takibinden önce açılan menfi tespit davasında talep üzerine alacağın %15’inden aşağı olmamak üzere gösterilecek teminat karşılığında icra takibinin durdurulması hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebileceği düzenlenmiş, aynı maddenin 4. fıkrasında da davanın alacaklı lehine sonuçlanması halinde ihtiyati tedbirin kalkacağı ve alacaklının ihtiyati tedbir dolayısıyla alacağını geç almış olmaktan doğan zararının % 40’tan aşağı tayin edilemeyeceği belirtilmiştir.Bu düzenlemeye göre kanun,
alacaklının tedbir kararı nedeniyle alacağını geç almış olmasından dolayı zarara uğradığını kabul etmiştir.Somut olayda ise icra takibinin durdurulması yönünde değil, çeklerin ibraz edenlere ödenmemesi yönünde yatırılacak teminat karşılığında tedbir kararı verilmiş olup, hükmedilen teminatın davacılar tarafından yatırılmadığı, bu nedenle tedbir kararının uygulanamadığı, yargılama sırasında çeklerin takibe konularak tahsilinin sağlandığı ileri sürülmüştür.
Bu durumda mahkemece, tedbire ilişkin olarak verilen kararın İİK’nun anılan 72. maddesindeki düzenlemeye uygun bir karar olup olmadığı, söz konusu tedbir kararının uygulanıp uygulanmadığı ve bu tedbir kararı ile icra takibinin durdurulup durdurulmadığı, yargılamanın devamı sırasında tedbir kararına konu çeklerden tahsil edilenlerin olup olmadığı hususlarının incelenerek,
sonucuna göre % 40 tazminatın verilmesine ilişkin yasal koşulların oluşup oluşmadığının tespiti gerekirken, bu hususlar üzerinde durulmadan İİK’nun 72/4. maddesi uyarınca % 40 tazminata karar verilmesi yerinde görülmemiş, kararın bu nedenle davacılar yararına bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2012/6641, K. 2012/17690, 8 Kasım 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama