KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2012/832 E., 2013/17502 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 4 Ekim 2013
- Mahkemesi
- TİCARET MAHKEMESİ
Karar Metni
717 kelime·4 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 03.05.2011 tarih ve 2006/615-2011/224 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 04.10.2013 günü hazır bulunan davacı vekili Av. ... ile davalı vekili Av. ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalı şirketin ...Çimento Fabrikasının planlı ve koruyucu bakımı ile arıza bakım işlerinin yaptırılması işini 01.12.2001 tarihli sözleşme ile müvekkiline verdiğini, sözleşme kapsamında müvekkili şirketin 26 adet işçi ile sözleşme hükümlerine uygun olarak çalışmasını sürdürdüğü sırada davalı tarafın 15.04.2002 tarihli ihtarname ile tek taraflı olarak sözleşmeyi feshettiğini, keyfi ve haksız fesih nedeniyle müvekkili şirketin 16.04.2002-31.12.2002 tarihleri arasında maddi zararı ve kazanç kaybı olduğunu ileri sürerek, 239.000 TL maddi zararı ile 1.000 TL kâr kaybının 16.04.2002 tarihinden itibaren ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, 1999 yılında yaşanan deprem felaketi ile sonrasındaki ekonomik kriz nedeniyle inşaat sektöründe olağanüstü durgunluk meydana geldiğini, sözleşmenin 11/e maddesinde yazılı mücbir sebep nedeniyle sözleşmenin haklı olarak feshedildiğini, sözleşmenin bedelsiz feshi konusunda taraflar arasında şifahi olarak anlaşmaya varıldığını, iyiniyetli olmayan davacının istediği tazminatın fahiş olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, bilirkişi raporları arasında miktar yönünden farklılıklar bulunduğu, davacının fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 1.000 TL talep ettiği, belirlenen tutarların bu miktardan yüksek olduğu, kar mahrumiyetinden dolayı anılan miktarın davalıdan tahsili gerektiği, kâr mahrumiyeti dışında talep edilen hususların müspet zarar olarak nitelendirilemeyeceği gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne, 1.000 TL'nin davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, hizmet sözleşmesinin feshinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkin olup, mahkemece yukarıda açıklanan gerekçelerle davanın kısmen kabulüne, 1.000 TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Davacı taraf, dava dilekçesinde davalının sözleşmeyi haksız olarak feshi nedeniyle firmanın malvarlığı artışından yoksun kaldığını, fesih yapılmasa idi malvarlığının mevcut durumu ile sözleşme ifa edilseydi alacağı durum arasındaki farkın maddi zararlarını ifade ettiğini belirterek 239.000 TL'nin, mevcut sözleşmeye güvenerek başka anlaşma tekliflerini reddetmeleri, karşılarına çıkan fırsatları kaçarmaları nedeniyle yoksun kaldıkları kar tutarı olan 1.000 TL'nin davalıdan tahsilini talep etmiş, mahkemece 05.07.2005 tarihli kararda sözleşmenin haksız feshedildiği,
davacının uğradığı olumlu zararın giderilmesini isteyebileceği, kar kaybına ilişkin somut delillerin ibraz edilmediği gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne, 168.004,08 TL'nin davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiş, davalı tarafın hükmü temyizi sonrası Dairemizce sair temyiz itirazlarının reddi ile davalının sözleşme gereği davacıya ödeyeceği bedelden %35 oranında indirim yapıldığı,
davacının hangi kalem için ne kadar masraf yapması gerektiğinin açıkça gösterilmediği hususuna işaret olunarak karar bozulmuş, mahkemece bozma ilamına uyulması sonrası 03.05.2011 tarihli kararda bilirkişi raporları arasında miktar yönünden farklılıklar bulunduğu, davacının fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 1.000 TL talep ettiği, kar mahrumiyeti dışında talep edilen hususların müspet zarar olarak nitelendilemeyeceği gerekçesiyle, 1.000 TL'nin davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.
Oysa, Yargıtay’ın bozma ilamına uyulması ile, bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usuli kazanılmış hak doğar. Mahkemenin, Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince karar verilmesi yükümlülüğü meydana gelir.
Mahkemenin hem bozma kararına uyması, hem de sonraki hükmünün bozmada gösterilen esaslara aykırı bulunması, usule uygun sayılmaz ve bu husus başlı başına bozma sebebi sayılır. Müspet zarar, borcun ifası borçlunun kusuru ile imkansız hale gelmişse alacaklının malvarlığının mevcut durumuyla, borç ifa edilseydi alacağı durum arasındaki farkı, menfi zarar ise sözleşmenin geçerli olduğu inancıyla kaçırılan kazanç olanaklarını ifade eder. (Bkz. Prof.
Dr. Safa Reisoğlu, Borçlar Hukuku Genel Hükümler onbirinci bası, 281,281. sayfa)
Somut olayda, davacı taraf dava dilekçesinde müspet zarar olarak 239.000 TL, menfi zarar olarak 1.000 TL talep etmiş, mahkemece müspet zarar olarak 168.004,08 TL'nin kabulüne, menfi zarar isteminin reddine karar verilmiş, bozmaya uyulduğu ve davacı yararına usulü kazanılmış hak doğduğu halde, bu kez daha önce ret kararı verilen 1.000 TL menfi zarar kaleminin kabulüne karar verilmesi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2012/832, K. 2013/17502, 4 Ekim 2013 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama