KÜNYE
11. Hukuk Dairesi 2012/985 E., 2013/17647 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 4 Ekim 2013
- Mahkemesi
- TİCARET MAHKEMESİ
Karar Metni
634 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen davada Konya 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 03.11.2011 tarih ve 2011/70-2011/38 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 04.10.2013 günü tebligata rağmen gelen olmadığı yoklama ile anlaşıldı, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkiliyle davalı arasında kredi ilişkisi bulunduğunu, kredi sözleşmesinin teminatını teşkil etmek üzere iki adet toplam, 100.000 TL bedelli çekin davalı bankaya teslim edildiğini, davalı bankanın süresi içerisinde çekleri muhatap bankaya ibraz ettiğinde çeklerin karşılığının olmadığının belirlendiğini, bunun üzerine davalının dava dışı çek keşidecisi ile protokol düzenleyerek 100.000 TL bedelli üç adet çek teslim aldığını, bu çeklerden 30.000 TL bedelli olanını 10 gün içinde bankaya ibraz etmeyerek çek vasfının ortadan kalkmasına neden olduğunu, bu şekilde müvekkilinin zarara uğradığını ileri sürerek, 30.000 TL’nin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davaya konu çekte davacı şirketin cirosunun bulunmadığını, müvekkili bankanın söz konusu çeki ibraz edebilecek, karşılıksız çıkması halinde takip başlatacak ya da şikayette bulunmaya yetkili hamil olmadığını, protokolün gerçek ticari alışverişten doğmuş müşteri çeklerinin bankaya tevdi ile teslimine ilişkin olmasına rağmen protokolü imzalayan şirket tarafından müşteri çeklerinin bankaya teslim edilmediğini, bu eksikliğin oluşumunun çekleri takip etmeyen davacıdan kaynaklandığını bildirerek, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacı tarafından davalı bankaya verilen ancak ödeme yasağı sebebiyle tahsilat yapılamayan iki adet 50.000 TL’lik çek yerine davalı bankanın üçüncü kişiden toplamda ayni miktarda, üç adet çek alması işleminin borcun yenilemesi olarak kabul edilmekle birlikte taraflar arasında imzalanan genel kredi sözleşmesinin 16/4 ve 16/5 maddelerinde ve kambiyo senedi taahhütnamesinde bankanın çekin tahsil edilememesinden hiçbir şekilde sorumlu olmadığı yönündeki hüküm kapsamında davalı bankanın alınan bir adet 30.000 TL’lik çeki zamanında ibraz etmemesi sebebiyle borcun artmasına neden olmadığı, davalı bankanın davacı aleyhine zarar doğuracak bir davranışının bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, taraflar arasındaki kredi sözleşmesi kapsamında, davalı bankaya tevdi edilen çekin süresi içinde muhatap bankaya ibraz edilmediği iddiasına dayalı olarak açılan tazminat istemine ilişkin olup, uyuşmazlık, davalı bankanın kendisine teslim edilen çek nedeniyle sorumlu olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Davacı vekili, müvekkiliyle davalı arasında kredi ilişkisi bulunduğunu, kredi sözleşmesinin teminatını teşkil etmek üzere iki adet çekin davalı bankaya teslim edildiğini, davalı bankanın süresi içerisinde çekleri muhatap bankaya ibraz ettiğinde çeklerin karşılığının olmadığının belirlendiğini, bunun üzerine davalının dava dışı çek keşidecisi ile protokol düzenleyerek aldığı üç adet çekten 30.000 TL bedelli olanını 10 gün içinde bankaya ibraz etmeyerek çek vasfının ortadan kalkmasına neden olduğunu ileri sürerek işbu davayı açmış, mahkemece yapılan yargılama sonunda yukarıda değinilen gerekçe ile davanın reddine karar verilmiştir.
Taraflar arasındaki sözleşme ilişkisinin kurulduğu tarihte yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 99. maddesi kapsamında “Hile veya ağır kusur halinde düçar olacağı mesuliyetten borçlunun iptidaen beraetini tazammun edecek her şart, batıldır.” şeklinde yapılan düzenleme ile sorumsuzluk sözleşmelerinin genel sınırı belirlenmiş, aynı maddenin ikinci fıkrasında ise “Hafif kusur halinde, borçlu iptidaen mesuliyetten beraeti tazammun eden şartın dermeyanı sırasında alacaklı borçlunun hizmetinde ise veya mesuliyet hükümet tarafından imtiyaz suretiyle verilen bir sanatin icrasından tevellüt ediyorsa;
haiz olduğu takdir salahiyetine istinat ile hakim, bu şartı batıl addedebilir.” şeklindeki hüküm ile hafif kusura ilişkin olarak bir başka istisnaya yer verilmiştir.
Bu durumda mahkemece, davalı bankanın değinilen madde kapsamında imtiyaz verilmek suretiyle bankacılık faaliyetini sürdürdüğü ve bu şekilde taraflar arasındaki sözleşmede mevcut sorumsuzluk hükmünün BK'nun 99/2'nci maddesi karşısında davacıyı bağlayıcı yönünün bulunmadığı değerlendirilmeksizin, hatalı bilirkişi raporuna dayalı olarak, davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün bozulması gerekmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2012/985, K. 2013/17647, 4 Ekim 2013 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama